EN SON ÇIKANLAR
 

Tarihten Bugüne Başkurtlar
Tarihten Bugüne Başkurtlar
A. Melek Özyetgin
A. Merthan Dündar
İlyas Kamalov
Tarih
Bu kitap, İdil-Ural Türklerinden Başkurtlar üzerine, dilden tarih ve kültüre kadar geniş bir konu yelpazesinde, uluslar arası ortak çalışmanın ürünü olan yazılardan derlenmiş seçkidir. Başta Türkiye'de konuyla ilgilenenlerinki olmak üzere Avrupa'dan ve ağırlıklı olarak Başkurdistan'dan katılan bilim adamlarının çalışmaları bir araya getirilmiştir. Kitapta Başkurtların genel siyasi, sosyal ve kültürel tarihi, başka topluluklarla olan ilişkileri, Başkurtçanın kısa dilbilgisi, sözvarlığı özellikleri ve Başkurt folkloru ile ilgili konular okuyucuların dikkatine sunulmuştur. Türkiye'nin bilim, kültür ve fikir hayatının şekillenmesinde, İdil-Ural Türklüğünden birçok kişinin büyük hizmetleri olmuştur. Bu kişiler arasında, Türk kültür ve tarihini bir bütün olarak gören Başkurt kökenli Prof. Dr. Z. Velidi Togan müstesna bir yere sahiptir. O, bu yolda verdiği eserlerle, gerek tarihçilerin gerekse dilcilerin önünde engin ufuklar açmış, soy ve kültür birliğimiz olan Başkurtlarla aramızdaki en önemli bağlardan birini oluşturmuştur. Bu seçki kitabını onun aziz hatırasına bir armağan olarak sunmaktan büyük onur duyuyoruz.
27,5
Pan-İslâmizmden Büyük Asyacılığa
Pan-İslâmizmden Büyük Asyacılığa
A. Merthan Dündar
Tarih
A.B.D., İngiltere, Japonya ve Türkiye Cumhuriyeti resmî arşiv kayıtlarına dayanarak hazırlanan bu çalışma, Türk-Japon ilişkilerine farklı bir açıdan yaklaşmakta, iki ülke tarihinin karanlıkta kalan bir dönemine ışık tutmaktadır. Bu incelemede, iki ülkenin siyasî durumu, Orta Asya ile olan ilgilerinin tarihî arka plânı verilmiş, daha sonra burayla ilgili politikalarını oluştururken temel olarak aldıkları fikrî altyapı, insan unsuru ve propaganda faaliyetlerinin içeriği incelenmiş, tarafların yürüttüğü siyasetin kesişen ve örtüşen noktaları ortaya konmaya çalışılmıştır. Pan-İslâmizm, Pan-Türkizm, Pan-Turanizm, Pan-Asyacılık ve Büyük Asyacılık kavramları tarihî süreç içinde incelenmiş, bu akımların Orta Asya halkı ve propagandistler için ne anlam taşıdığı irdelenmiştir.
16
Tarihten Günümüze Rus Yayılmacılığı ve Yeni Kurulan Cumhuriyetler
Tarihten Günümüze Rus Yayılmacılığı ve Yeni Kurulan Cumhuriyetler
Abdullah Demir
Tarih
Toplumlar için "yıldızın parladığı anlar" vardır. Bu zaman dilimleri çok kısadır. Cengiz Han'ın Moğol kabilelerinin başına geçtiği dönem, onlar için böyleydi. 1481 yılında Altınordu Devleti'nin yıkılması, Ruslar için böyle bir zamandı. Bizim tarihimizde de Dandanakan, Malazgirt, Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılması ve Osmanoğullarının öne çıkması gibi pek çok zamanlar vardır. Bu zamanlarda yıldızımız bize göz kırpmıştı. 1991 yılında Sovyetlerin yıkılması da yıldızımızın parladığı yeni bir zaman diliminin başlangıcı oldu. Asırlardır bir araya gelemeyen Türk topluluklarının önlerindeki en büyük engel ortadan kalktı ve bir damla kan dökmeden bağımsızlıklarına kavuştular. Bu eser, yakın tarihin bu en önemli olgularından birini tartışmaya açıyor.
16,5
Kıpçak Türkleri
Kıpçak Türkleri
Ahmet Gökbel
Tarih
XI. ve XII. Yüzyıllarda Karadeniz'in kuzeyinde geniş bir alana yayılarak siyasi bakımdan etkili olan, farklı şekillerde mevcudiyetini günümüze dek sürdüren Kıpçak Türklerini bütün yönleriyle ele alan bir kitaptır. Üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde Kıpçakların kökenleri, siyasi tarihleri, yayıldıkları alanlar, göçleri, komşularıyla ilişkileri ve bugün yaşamakta oldukları yerler aydınlatılır. İkinci bölüm Kıpçakların diline, bu dille verdikleri eserlere, aile yapılarına, toplumsal bir varlık olarak kadına verdikleri öneme, ekonomik durumlarına ve sanat-mimarî anlayışlarına ayrılmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümü ilk iki bölüme nazaran hiç işlenmemiş olan bir konuya değinir: Kıpçakların dinî tarihine. Geleneksel din tarihimiz içerisinde Kıpçakların yeri, Kıpçakların farklı zamanlarda ve değişik dinler karşısında aldıkları tavırlar açıklanır. Kıpçak Türklerini daha yakından tanımak için...
 
Haçlılar
Haçlılar
Ahmet Refik Altınay
Tarih
Haçlı Seferlerinin farklı askerî ve sosyal sonuçlarına dikkat çeker. Şövalye Tarikatlarının kuruluşunu ve tarihî gelişimini inceler. Bunlardan Hospitalier Tarikatı'nın 1113'te Kudüs'te, Teutonique Tarikatı'nın 1128 yılında Akkâ'da, Templiers Tarikatı'nın 1118'de Kudüs Kralı'na bağlı şövalyeler arasında kurulduğunu görürüz. Bu askerî tarikatlar Haçlıların Ortadoğu'daki askerî varlığı sona erince (1291), Avrupa'ya dönüp faaliyetlerine orada devam ederler. Sen Jan Şövalyeleri, "Malta Şövalyeleri adını alırlar. Diğer iki tarikat uzun süre ayakta kalır: 1523'te Rodos'un Osmanlı Devleti tarafından fethine kadar Rodos'ta ve 1798'de Napolyon'un Mısır seferine kadar Malta'da önemli roller oynarlar. Yakın dönemde maruz kaldığımız bir başka Haçlı Seferi olan Balkan Savaşı sırasında (1913) yazılması sebebiyle manidar olan kitap, aynı zamanda Haçlı seferlerine Türk gözüyle bakıştır.
 
İstiklâl Mahkemeleri ve Sivas'ta Şapka İnkılabı Duruşmaları
İstiklâl Mahkemeleri ve Sivas'ta Şapka İnkılabı Duruşmaları
Ahmet Turan Alkan
Tarih
Bugün İstiklâl Mahkemeleri ve Cumhuriyetin ilk yıllarını değerlendirirken artık daha farklı bakış açıları kullanmak ve peşin hükümleri terk edip olup biteni gerçek çehresiyle algılamak gibi borcumuz var. Böyle bir bakışla Sivastaki yafta hadisesinin sonuçları değerlendirilirse şu gerçek ortaya çıkacaktır: Muhaliflerin tasfiyesi! Ne var ki bu iki başlı bir tasfiye olmuştur; bir yandan mahallî nüfuz sahipleri de yine aynı şekilde siyasi ve sosyal rakiplerini etkisiz hale getirmeyi başarmışlardır. 

19 yıl aradan sonra genişleyerek yeniden yayımlanan bu eserde, Ahmet Turan Alkan, İstiklâl Mahkemelerinin kuruluş ve işleyiş süreçlerine ışık tutuyor. Olağanüstü mahkemeler tarihten bugüne dünyanın çeşitli coğrafyalarında vücut bulmuştur. Toplumsal karışıklıklar, kalkışmalar, savaş halleri gibi ortamlar bu tür mahkemelerin varoluş gerekçesi ve zemini haline gelmiştir. 

Ahmet Turan Alkan bu eserinde bir olağanüstü mahkeme olarak Milli Mücadele ve Cumhuriyet döneminde yürütülen mahkemelerin siyasetin neresinde olduğu, benzerlik ve farklılıklarını gözler önüne seriyor...
11
Ordu ve Siyaset
Ordu ve Siyaset
Ahmet Turan Alkan
Tarih
II. Meşrutiyet ile başlayan süreç, özellikle 1908 ve sonrasına dair kayıtlar, Türkiye’nin derin hafızasında hâlâ sızlayan yaraların kayda geçirildiği kapanmamış bir defterde tutulur. Tarihçiler, bu defterin tamamını hiç görmediler sanki… Belki de bu yüzden, Türkiye’nin yakın tarihi, yazıldığı kadarıyla bir gizli tanığın başka bir gizli tanığa fısıldadığından belki birazcık fazla belki de ancak o kadardır. Elinizden tuttuğunuz eser, o “birazcık fazla” içinde, bence, mühim bir yer işgal eder. Ahmet Turan Alkan, bu eserinde, İkinci Meşrutiyet devrindeki “Ordu ve Siyaset” bahsine dair tanık ifadelerinin mühim bir kısmını, o açık duran “defter”e kendi usülü ve üslubunca kayda geçirmiş. Usül ve üslub, ülkemizde, tarihçiliğin biraz dikkat edilmeyen bir boyutudur. Tarihçiliğin aynı zamanda bir hikâye anlatma ve metin yazma işi olduğu nedense unutulur. Ahmet Turan Alkan bu eseriyle tarihçiliğin sadece bu tarafını hatırlatmakla kalmayıp, tarih okumanın lezzetini de okuyucuya tattırıyor. Tarihe dair herhangi bir metin yazmanın edebî bir faaliyet olduğunu, bir sanatçı hassasiyeti ve bir edip dikkati gerektirdiğini emsaliyle ortaya koyuyor. Kullandığı kaynaklardan ve bilhassa devrin hatıra kitaplarından yapılan iktibaslar, “Ahmet Turan Alkan dikkati”nin farkını gösteriyor. Hatıralardaki beşerî ayrıntıları yakalayıp, onlar üzerine tarih bina edebilmek ancak “Altıncı Şehir” yazarına ait bir imtiyaz olsa gerek. Ordu ve siyaset gibi, meziyet ve zaafların, resmiyet ve ciddiyet soğukluğunda dondurulduğu bir sahada hayatiyetini sürdürebilen insanî unsurların bulunup çıkarılması ve tarihî anlamıyla kıymetlendirilmesi, elinizdeki esere bir edebî metin hüviyeti veriyor. Böylece devrin tarihî şahsiyetlerinin bir karakter bütünlüğü içerisinde zihnimizde canlanıp adeta hayatımıza karıştıklarını hissediyor, o gün için dert ettikleri meselelerin pek çoğunun, bugün de nerdeyse aynı mahiyette devam ettiklerini görüyoruz. Hülâsa, eseri okuyunca anlayacaksınız ki “o defter”, evet, henüz kapanmamış ve bir müddet de kapanmayacak gibi…
20
1917 – 1934 Türkistan Millî İstiklâl Hareketi Korbaşılar ve Enver Paşa 1 - 2
1917 – 1934 Türkistan Millî İstiklâl Hareketi Korbaşılar ve Enver Paşa 1 - 2
Ali Bademci
Tarih
1917-24 yıllarında Türkistan'a yayılan ve 1934 yılına kadar aralıklarla sürdürülen isyânların kahramanlarına; Sovyet Ruslar, "Basmacı, Türk mücahitleri ise "Korbaşı adını vermişlerdir. Esasen Çarlık Rusyası karşıtı millî direnişlere Rus idaresi, "Basmaçı hareketi gözüyle bakıyordu. Zeki Velîdî Togan, aynı kuşaktan bir Türkistanlı olarak yakından takip ettiği Basmacı hareketini "muazzam bir millî hareket şeklinde değerlendirmektedir. Stalin, "Orta Asya Cumhuriyetlerini Sovyet Rusya'dan ayırmak ve sömürücü sınıfın hâkimiyetini yeniden kurmak gayesi ile zenginler tarafından yürütülen alenî bir siyâsi haydutluk hareketi olarak tarif ediyor. Zamanın Kızılordu Türkistan Cephesi Kumandanı Frunze ise, Basmacılığın gayesini: "Sovyet hâkimiyeti def olsun; bağımsız bir müslüman devlet kurulsun. gibi millî bir sloganla ifâde ediyor. Türkmen Basmacılarından Mirza Pirnefes: "Biz Basmacı kelimesine Türkiye'de alıştık. Vatanda seyrek duyardık, sadece Rus çevrelerinde. Biz, bize Korbaşı diyorduk. Sonra Enver Paşa geldi ve bunun da değiştirilmesini istedi. Bundan sonra birbirimize Mücâhid diye hitap etmemizi emretti. demektedir......İki cilt olan bu kitap, Korbaşılar (Basmacılar) dinlenilerek yazıldı. Onların hatıralarından faydalanıldı. Bu bilgilerle, Türkistan'daki istiklal mücadelelerine Enver Paşa'nın iştirakı, çabaları ve bu yolda şehâdeti, bizzat görgü şahitlerine dayanılarak ortaya konuldu. Hacı Sâmi ile arkadaşlarının ve Türkistanlı yiğitlerin millî kıyamı teşkilâtlandırıp sağlam hedeflere yöneltmek için gösterdikleri destanî mücadele anlatıldı.
55
Sarıklı Basmacı
Sarıklı Basmacı
Ali Bademci
Tarih
Türkistan'da ENVER PAŞA'nın Umûmi Muhaberat Müdürü MOLLA NÂFİZ'İN HATIRALARI Türkiye'de tanıdığımız adıyla Nafiz Türker Bey, Enver Paşa'nın, Türkistan'da Ruslara karşı mücadele halinde olan Türkistan Basmacıları-Korbaşılar'a katıldığı 22 Kasım 1921'den 4 Ağustos 1922 tarihindeki şehadetine kadar yanı başında bulunan, kanlı gömleklerini toplayan, şehadetinden sonra Hacı Sami Kuşçubaşı ile çalışıp 21 Mayıs 1923'te Afganistan'a, sonra da İran üzerinden Türkiye'ye sığınan 30 kadar karargâh mensubundan biridir. Onun bilgi, belge ve kültüründen zamanında faydalanılamamıştır. Türkiye'de hemşerileri arasında Z. Velidi Togan, Abdülkadir İnan gibi Türk tarihi ve Türkoloji alanlarındaki dev şahsiyetlerle görüşmüş, fikir alışverişinde bulunmuş, bunlar tarafından bilgi ve görüşlerine daima itibar edilmiştir. Buhara Reisicumhuru Osman Hocaoğlu'nun da iyi dostu idi. 50 yıl Türkiye'de sadece yazmış, okumuş, yanında getirdiği yüzlerce belgeyi ancak bundan sonra değerlendirme imkânı bulmuştur. Bu kitap onun hatıralarında anlattıkları esas alınarak hazırlanmıştır. Sovyet Rusya'nın Türkistan'a yayılışını ve Türklerin direnişini aydınlatmaya çalışanlarla Ebver Paşa ve arkadaşlarının Türkistan'daki mücadeleleri hakkında araştırma yapanların mutlaka başvurmaları gereken birinci elden çok kıymetli bir kaynaktır.
21
Cengiz ve Yasası - Timur ve Tüzükatı
Cengiz ve Yasası - Timur ve Tüzükatı
Ali Bademci
Tarih
Cengiz Han ve Emîr Timur, iki asra yakın ara ile tarihe hükmetmiş iki büyük cihângirdir. Tabiî ki bir görüşe göre de iki büyük barbar. 18. asırda başlayıp 19. yüzyıl içinde muazzam bir tırmanma gösteren Şarkiyatçılık (Oryantalizm), yahut da “Doğu Bilimciliği” nazarında özellllikle Cengiz Han dünyâ tarihinin en gaddar barbarıdır. Osmanlı’nın öyle uzun boylu bir “Şark Siyaseti” olmadığı, batılıların da tıpkı müsbet ilimler sahasındaki çalışmaları gibi bizi sollaması veyâ bu zamanın bizim devletimizin çöküş yıllarına denk gelmesi sebebiyle, bizim olan “Türkoloji” Gazi’nin yüksek himâyeleri ve engin Türkçülüğü ile Cumhuriyetten sonra başlamıştır. Bu sebeple biz özellikle Cengiz Han ve onun tamamen Türk’e dayalı dahalı devletini ancak Cumhuriyet’ten sonra tanıyabilmişizdir. Anadolu Türklüğü için Timur’un ayrı bir husûsiyeti vardır ki, devletimizi yıkmış olduğundan onu Osmanlı tarihçilerinin yoğun küfürleri ile tanımaktayız. Emîr Timur’un Sultan Bâyezid’e muamelelerini ise çocukluğumuzdan beri dinleriz. Bu sebeple bizdeki Timur düşmanlığı fazladır. Esasında gerek Cengiz Han gerekse Emîr Timur hakkındaki görüşler tartışılmadığı gibi, hâdiselerin tahlilleri de doğru dürüst yapılabilmiş değildir. Nedendir bilinmez ama Moskova’ya bile girmemiş olan Emîr Timur’dan Ruslar şiddetle nefret ettikleri halde, birkaç sefer aynı ülkeleri talan ettiği halde Cengiz Han’ı daha şirin görürler. Rus bilim adamlarının da “Türkoloji” ile ilgili çalışmaları aynı zamanda başlamış olduğundan bu kanaat aynen batılılara da geçmiştir. Batı’nın Cengiz Han ve Emîr Timur’a karşı açtığı bu kabil kampanyaların, Türklüğün tam bir çöküş devri olan 18. ve 19. yüzyıl boyunca alabildiğince bir sür’atle devam etmesi, aynı zamanda peşinden bir “Türk düşmanlığı”nı da getirmiştir. Bu sebeple mezkûr yüzyıllarda Avrupa ve Orta Doğu’ da, hatta Rusya’da, tarihin en büyük Türk organizasyonu olan Osmanlı’ya karşı haksız ve hukuksuz bir kampanya başlatılmış, Orta Asya’da Çarlık Rusya’sı tarafından bir milletin yok edilişi işte bu yanlı ve yanlış Avrupalı görüşten de cesaret almıştır.
22
Sürgünde Bir Hakan
Sürgünde Bir Hakan
Aydın Çakmak
Tarih
Osmanlı tarihinin en dikkate değer padişahlarından biri olan II. Abdülhamid, tahttan indirilmesinin ardından başkent dışında bir yere sürgün edilen ilk ve tek Osmanlı padişahıdır. Elinizdeki bu çalışma, onun Selanik’te Alâtini Köşkü ve daha sonra İstanbul’da Beylerbeyi Sarayı’nda geçirdiği hükümdarlık sonrası yıllarını ele alıyor.

II. Abdülhamid, 1909-1918 yılları arasındaki yaklaşık dokuz yıllık süre zarfında sürgün ve gözaltında bir hayat geçirmesine rağmen meydana gelen siyasî ve askerî hadiseler ister istemez onun hayatını da etkilemiştir. I. Dünya Savaşı’nın son yılında ve Osmanlı Devleti’nin kesin yenilgisinden birkaç ay önce hayata gözlerini yuman II. Abdülhamid’in sürgün günleri, tarihin en muhataralı dönemlerinden birinin perde arkasında yaşanan olaylarına ışık tutması bakımından büyük bir öneme sahip.
19
İttihat ve Terakkî'nin Doğu Politikası
İttihat ve Terakkî'nin Doğu Politikası
Erdal Aydoğan
Tarih
Ülkede asayiş ve huzuru sağlamanın zorlaştığı bir dönemde iktidara gelen, imparatorluğun yönetimleri sırasında çöktüğü 1908-1918 döneminin en büyük sorumlusu olarak görülen İttihat ve Terakki'nin Doğu Politikası'na dairdir. Uluslararası emperyalist güç merkezlerinin çekiştiği, Cumhuriyet devrinde dahi bölücü faaliyetlerin sürüp gittiği Doğu'da, I. Dünya Harbi şartlarında İttihat ve Terakki yönetimi nasıl politikalar uyguladı? Arşiv belgeleri, gazeteler, hatırâtlar, mahallî uygulamalar, raporlar... Ve sair envanter vasıtasıyla konu bütün boyutlarıyla araştırılır. Parti'nin Doğuda meskûn Ermenilere ve Kürtlere nasıl yaklaştığı ayrıntılarla zenginleştirilerek açıklanır. Günümüze de ışık tutan bir eser...
28,5
Tarihte Türkler
Tarihte Türkler
Erol Güngör
Tarih
Sosyoloji ile tarihin birbirinden ayrılmayacağını düşünen mütefekkirin tezlerini üzerine bina ettiği tarih algılamasının siyasi kısmının tasviridir. Üzerinde ittifak edilmiş tarihî hadiseler kronolojik sırayla ve çekici bir üslupla anlatılır. Türklerin kurduğu ilk imparatorluk olarak tavsif edilen Hunlardan başlayarak son imparatorluk Osmanlı'nın yıkılmasına kadar olan dönem ele alınır. Konular önemlerine göre sınırlandırılır ve çağımıza yaklaştıkça teferruatlandırılır. Kültürümüzün temel tarihî kaynaklarıyla kurulan sağlıklı ilişki her cümle ve satıra sinmiştir. Her yaştan insanların okuyabileceği, iddiası iddiasız olmakta gizli bir Türk Tarihi...
 
Çanakkale Savaları Günlüğü
Çanakkale Savaları Günlüğü
Erol Kılınç
Tarih
Onların kemikleri dağ gibi yığıldı, kanları dere gibi aktı... Mermileri tükenince imanlarını süngülerinin ucunda parıldattılar ve devleştirler, cins cins takviyeli insan sürülerini göğüsleriyle durdurdular. Ne ölüm indiren gökler yıldırdı onları, ne ölü püskürten yer... İstilacı düşmana Boğaz'ı dar ettiler; denizden de, karadan da geçit vermediler; sağ kalanlar mütevazı birer gâzi, toprağa düşenlerse Cennet'e Tanrı konuğu oldular; hem yedi düvele nam saldılari hem nesillerine şeref bıraktılar... Onların destanını okuyalım:Öpelim onlardan kalan Bayrağımızı, temizse dudaklarımız...Gezelim şehitliklerini, temizse ayaklarımız...Dua sağnaklarımız erişsin onların yüce ruhlarına; böylece, belki o yüceliğin sırrı da açılır gönüllerimize, nesillerimize...
12
Büyük Selçuklu Devleti'nin İdarî, Sosyal ve Ekonomik Tarihi
Büyük Selçuklu Devleti'nin İdarî, Sosyal ve Ekonomik Tarihi
G. M. Kurpalidis
Tarih
Selçuklu hareketi, sadece Doğu İslam ülkeleri için değil, bütün Ortaçağ dünya tarihindeki etkileri bakımından da büyük önem taşıyan tarihî bir süreçtir. Selçuklular, hükümranlığı altına geçen ülkelerin ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi hayatlarında derin ve kalıcı izler bırakmıştır. Sonraki asırlarda kurulan doğu devletlerinde gelişmiş olan birçok kurumun ilk defa bu dönemde ortaya çıkması, bu kurumların kurulma ve gelişme safhalarını incelemek, sadece bu ülkelerin tarihlerini yeniden yazmak için değil, bunların günümüze kadar ulaşan sosyal sürecini anlamak için de gereklidir. G. M. Kurpalidis'in elinizdeki eseri, bu ihtiyacı karşılamak maksadıyla İlyas Kamalov tarafından Rusça aslından tercüme edilmiş ve Yrd. Doç. Dr. Sadi S. Kucur tarafından gözden geçirilerek takdim edilmiştir.

Eserin Selçuklu tarihi araştırmalarına katkı sağlayacağı muhakkaktır.
11,5
Çanakkale Cephesinden Mektuplar
Çanakkale Cephesinden Mektuplar
Guy Warneford Nightingale
Tercüme: Yahya Yeşilyurt - Recep Gülmez
Tarih
“Güney Afrika’da 3 yıl içinde kaybettiğimizden daha fazla asker ve subayımızı Çanakkale’ye çıkan bu taburda ilk 3 gün içinde kaybettik!” Çanakkale’ye çıkarma yapan birliklerde bulunan İngiliz muhabereci Guy Warneford Nightingale yaşadığı şoku, ailesine yazdığı mektuplarda işte bu cümlelerle ifade ediyor. Çanakkale’yi kısa sürede geçip, İstanbul üzerinden Rusya’ya yardım götürmek ve Osmanlı Devleti’nin payitahtını işgal ederek onu saf dışı bırakmak isteyen İtilaf Devletleri’nin bir daha asla unutamayacakları Türk direnişine birinci elden şahitlik eden Nightingale, İngilizlerin Çanakkale’ye gelmeden önceki ve geldikten sonraki psikolojilerini ve orada yaşadıklarını ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. Sansürsüz bir şekilde yayınlanan bu mektupların Çanakkale Savaşları’yla ilgili literatüre önemli bir katkı sunacağı kanaatindeyiz.
15
Başka Bir Dünya Savaşı
Başka Bir Dünya Savaşı
Halil Burak Sakal
Tarih
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan Şubat ve Ekim devrimleri, Rus İmparatorluğu yönetiminde yaşayan halklara kendi topraklarının yönetiminde söz sahibi olma umudu vermişti. Devrimlerin heyecanıyla 1920’lerde halklarının özgürlüğü ve kendi kaderini tayin hakkı için çaba sarf eden Türkistan aydınlarının Stalin iktidarında yirmi yıldan kısa bir süre zarfında tamamen yok edilmesi ile birlikte, Türkistan halklarının umutları kısa zamanda boşa çıkmış oldu. Ancak bu hayal kırıklığı, birçok Türkistanlı için sadece sonun başlangıcıydı. 

Türkistan’ın kaderi, Sovyetler Birliği’nde Stalin’in, Almanya’da ise ırkçı Nazi partisi lideri Hitler’in iktidarı tamamen ele geçirmesiyle şekillenecek, Avrupa’da savaşın fitilini ateşleyen Alman ordularının yönünü doğuya çevirmesi, bölge halkı üzerine kara bir bulut gibi çökecektir. Zira 1941 yazında milyonlarca Türkistanlı, vatanlarından ayrılarak binlerce kilometre ötedeki Sovyet topraklarını savunmak üzere, Hitler’in ordularına karşı ön cephede savaşa sürülecek, ancak bunlardan büyük çoğunluğu -tek bir kurşun bile atamadan- Almanlara esir düşecektir. 

 Milyonlarca Türkistanlının toplandığı Alman savaş esiri kampları, insanlık dışı şartlardan dolayı savaş esiri Türkistanlılar için bir ölüm kalım mücadelesine, Stalin’in tasfiyelerinden kurtularak Avrupa’ya kaçabilen bir avuç Türkistanlı aydın için Almanlarla işbirliği yaparak rejimden rövanş almak üzere örgütlenme şansına, Doğu Cephesi’nde insan gücüne ihtiyaç duyan Alman subaylar için ücretsiz vasıfsız işgücüne, ırkçı Nazi ideolojisine kapılmamayı başaran az sayıda Alman siyasetçi ve bürokrat için ise savaş esiri Türkistanlılarla başlayarak tüm Merkezi Asya’ya yayılması hayal edilen, Rusya’daki Bolşevik rejimini çökertecek çapta bir silahlı isyan için fırsata dönüşmüştür. 

Almanya, İkinci Dünya Savaşı’ndan mağlubiyetle ayrılmıştır. Ancak savaşın bilinmeyen mağlubu, Kızıl Orduda, savaş esiri kamplarında ve Alman saflarında, kimseyle ideolojik husumeti olmayan milyonlarca evladını yok yere yitiren Türkistan olacaktır.
21
Gagauzlar
Gagauzlar
Harun Güngör
Tarih
Gagauzlar dinî tercihleri, yerleştikleri bölgeler, kültürleri ve mücadeleleri ile Türk Dünyası'nın en renkli kuşaklarından birini temsil ederler. Onların Türk Tarihi içerisindeki yeri ne yazık ki layıkıyla değerlendirilmemiş, kendileriyle birkaç teşebbüs haricinde fazla ilgilenilmemiştir. İki değerli araştırmacı bu kitaplarıyla Gagauzları tüm Dünyanın dikkatine sunuyor. Gagauzlar kimlerdir? Tarih içerisinde nasıl roller üstlenmişler, nerelerden nerelere göç etmişler, nerelerde hangi devletleri kurmuşlar, hangi büyük güçlere direnmişlerdir? Din anlayışları ve bu anlayışın özellikleri nelerdir? Gagauz folklorunu oluşturan örfler, âdetler, törenler, olağanüstü varlıklarla ve tabiatla ilgili görüşlerin ortak noktaları ve hususiyeti nedir? Titiz, şümullü ve tatminkâr bir eser...
10
Bozkırdan Cennet Bahçesine TİMURLULAR
Bozkırdan Cennet Bahçesine TİMURLULAR
Hayrunnisa Alan
Tarih
Hakkında yazılan eserlerin az ve eksik olduğu Timurlu dönemini anlama çabasıdır. Timurlular, nasıl bir zeminde devlet kurdular, hükümdarları meşgul eden belli başlı siyasi olaylar nelerdi, bu devlet nasıl yönetiliyordu, hanedanın durumu nasıldı, yaşadığı mekânlar nerelerdi, etraflarındaki görevliler kimlerdi, malî yapıları nasıldı vs.? Timurlular sürekli savaşmaktan başka bir şey bilmeyen kişiler mi; yoksa sanatı, kültürü himaye eden, imarı teşvik eden bir hanedan mı idi? Övmek ya da yermek maksadıyla değil; ne, nasıl, niçin soruları çerçevesinde anlamak ve anlatmak için yazılmıştır.
28
Türk Tarihinde Meseleler
Türk Tarihinde Meseleler
Hüseyin Nihal ATSIZ
Tarih
Türk tarihi henüz tedvin edilmemiştir. Bu kadar büyük ve mühim bir milletin tarihi için “henüz tedvin edilmemiştir” demek ilk bakışta insana imkânsız gibi görünse de bu, bir gerçektir. Bunun başlıca üç sebebi vardır: Birincisi, Türk tarihinin başka milletlerle asla ölçüştürülemeyecek kadar geniş bir coğrafya sahasında geçmesi; ikincisi Türk tarihçilerinin devletten çok hanedanlara değer vermesi; üçüncüsü de Türk milletinin tarihi yapan, fakat yazmayan bir millet karakterinde olmasıdır. Bu sebeple Türk tarihinin en çok bilinen şahısları ve olayları üzerinde bile bazen derin fikir ayrılıkları göze çarpmaktadır. Bu kitap, bu fikir ayrılıklarından doğan meselelerin bir bölümünü ele alarak tartışmak, bir sonuca varmak için yazılmıştır. Türk tarihinin meseleleri şüphesiz, yalnız burada ele alınanlardan ibaret değildir. Maksat, bu meselelerden birkaçını göstererek aydınların, özellikle tarihçilerin dikkatini bu konular üzerine çekmek, ihtilâflı noktalarda fikir birliğine varmak için gerekli toplantıların ve tartışmaların yapılmasına yol açmaktır. Bunlar yapılabilirse tarihimiz tedvin olunmak yoluna girecektir.
13,5
Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar
Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar
Hüseyin Nihal ATSIZ
Tarih
Bu kitap H. Nihal Atsız hocanın 1933-1936 yılları arasında yazdığı makalelerin yine kendisi tarafından toplanıp yayınladığı bir “toplama”dır. Hocanın bunları, yaptığı çalışmalar henüz olgunlaşmadığı için, bir ön hazırlık olarak yayınladığını belirtmek maksadıyla “Toplamalar” ismiyle kitaplaştırdığını söylemek yanlış olmaz diye düşünüyoruz. Konuyu böyle ele alınca, konunun o günden bugüne muhtelif araştırmalar ve eserlerle zenginleşmiş olduğunu, onun için de kitaptaki bilgilerin yeni veriler ışığında değerlendirilmesi gerektiğini, muhtevasındaki yanlışlıklarının, yanılgılarının, hataların bu yeni veriler doğrultusunda düzeltilmesinin, eksikliklerin tamamlanmasının, bunlara yeni bilgiler eklenmesinin yeni araştırmacıların himmetine bağlı olduğu da âşikârdır. 

Biz bu çalışmayı, Atsız Hoca’nın Türk Tarihi üzerindeki çalışmasının bir başlangıcı olduğunun göstergesi olarak bilinmesi ve bir köşede unutulmaya mahkûm bırakılmaması için yayınlayıp okuyucuların ve araştırıcıların dikkatine sunuyoruz. Tarihçilerden Türk Tarihi’nin başlangıcından günümüze en mükemmel şekilde ortaya konmasında gecikildiğini görmelerini ve bu onur verici görevi bir an önce yerine getirecek gayreti göstermelerini, bunun sorumluluğunu vicdanlarında duyarak hareket etmelerini bekliyoruz.
18
Aşıkpaşaoğlu Tarihi
Aşıkpaşaoğlu Tarihi
Hüseyin Nihal ATSIZ
Tarih
Bu tarih, o zamanın Türkçesiyle yazılmış bir eser olup tarihî değerinden başka dil bakımından da büyük kıymet taşımaktadır. Dili ve üslûbu Dede Korkut kitabının dilini ve üslûbunu andırmaktadır. Kitaba, müellifin ölümünden sonra da bazı kimseler, ihtimal Aşıkpaşaoğlunun müridleri tarafından eklemeler yapılmıştır. Ben o parçaları buraya almadım.Müellif, anlattığı vakaların tarihini yalnız hicrî yıl olarak vermekte, ay ve gün zikretmemektedir. Bu sebeple bir hicrî yıl, milâdî tarihin hangi yılının hangi gününden başlayıp hangisinde bitiyorsa, onu, parantez içinde göstererek okuyuculara kolaylık sağladım.ATSIZ
20
Oruç Beğ Tarihi - Ahmedi - Şükrullah
Oruç Beğ Tarihi - Ahmedi - Şükrullah
Hüseyin Nihal ATSIZ
Tarih
Bu kitap, her üçü de Atsız Hoca tarafından hazırlanıp da Tercüman 1001 Temel Eser serisinde (İstanbul, tarihsiz) yayınlanmış olan Oruç Beğ Tarihi ile Türkiye Yayınevi tarafından Osmanlı Tarihleri-I (İstanbul 1949?) adlı kitap içinde yayınlanan Ahmedî’nin manzum tarihi Dâstân ve Tevârîh-i Mülûk-ı Âl-i Osman’ın ve Şükrüllah’ın Behcetü’t-Tevârîh adlı eserinin bir araya getirilmesiyle meydana gelmiştir.
21
Türk Ansiklopedisindeki Yazıları
Türk Ansiklopedisindeki Yazıları
Hüseyin Nihal ATSIZ
Tarih
Nihal Atsız’ın Türk tarihinin kaynaklarını incelerken gösterdiği titizlik okuyucunun malumudur. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 1974 yılında yayımlanan Türk Ansiklopedisi için yazdığı maddelerde edebiyat, tarih, din ve askerlik tarihimizin mühim simalarını ele almaktadır. Okuyucu bu eserde, Oğuzhan’dan Edirneli Nazmi’ye, Gelibolulu Mustafa Âli’den Barbaros Hayreddin Paşa’ya uzanan bir tarihi bütünlük şuurunun izlerini bulacaktır.
12
Eski İç Asya'nın Tarihi
Eski İç Asya'nın Tarihi
Istan Vasary
Tarih
Görkemli bir geçmişe sahip bulunan Macar Türkoloji geleneğinin günümüzdeki seçkin temsilcilerinden Profesör Istvn Vsry'ye aittir. Asya bozkırlarının tarihini özellikle Türk kavimleri ekseninde Moğol fetihleri dönemine kadar anlatır. Türk kavimleri tarihini kendi tarihlerinin de bir parçası olarak kabul eden yazar, bu tarihin özellikle Doğu Avrupa'da ve Avrasya'da cereyan eden kısmını ayrıntılarıyla inceler. Zikredilen bölgelerin tarihinde rol oynamış Türk kavimlerinin, Hazarların, Bulgarların, Peçeneklerin ve Kumanların tarihiyle ilgili kısımlar oldukça ilginç verilerle anlatılır. Macar tarihinden bahseden kısımda tüm bu Türk kavimlerinin Macar tarihini, hatta kültürünü nasıl şekillendirdiği çarpıcı bir biçimde aydınlatılır.
25
Türk Milli Kültürü
Türk Milli Kültürü
İbrahim Kafesoğlu
Tarih
Yazarın kültürümüzle alakalı olarak erken bir dönemde yazdığı ve kendisinden sonra yapılan çalışmalara yol gösteren eseridir."Her millet maddî imkânları ve manevî değerleri ile bir kültür bütünüdür. Bir millet yaşamakta ise, onun bir kültürü olacaktır. Biz de takriben 4000 yıllık tarihe sahip Türk milletinin kültürünü araştırdık. Asya bozkırlarında gerçekleştirilen bu kültürü çeşitli cepheleri ile belirtmeğe çalıştık. Kültür unsurlarının da zamanın ve çevrenin şartlarına uygun bazı değişiklikler gösterdiği, fakat ana vasıflarını daima koruduğu gerçeğinden hareket ederek yaptığımız iş, bütün yönleri ile Türk milletince ortaya konup geliştirilmiş kültürün çatısını kurmak ve onun yüzyıllarca karakterini muhafaza eden özelliklerini tespit etmek gayretinden ibarettir.
27,5
Altın Orda ve Rusya
Altın Orda ve Rusya
İlyas Kamalov
Tarih
Altın Orda'nın Rusya üzerindeki etkileri ilgi çekici ve çok az incelenmiş bir konudur. Türkçe kaynakların günümüze ulaşmaması ve tarihçilerimizin kaynakların Rusçalarına erişme şansına sahip olmamaları yüzünden bu konuda yapılan araştırmalar çok sınırlı kalmıştır. Altın Orda Devleti tarihi, Türk tarihi içinde en az bilinen alanlardan olmuştur. Elinizdeki kitap, boşluğu kısmen doldurmaktadır. Altın Orda'nın Rusya üzerindeki etkilerini tespitte, konunun şimdiye kadar araştırılmamışlığı yanında başka zorluklar da vardır. Altın Orda'dan önce de sonra da Ruslar bu coğrafyadaki Türk halklarıyla irtibat içinde olduklarından, hangi etkinin hangi döneme ait oluğunu tespit güçleşmektedir. Bu sebeple, kitapta, Altın Orda öncesi ve sonrasındaki iki farklı Rus devleti karşılaştırılmak suretiyle farklılıkları belirtmeye çalışılmıştır. Bu tespitler, Altın Orda Devleti'nin siyasî, idarî ve sosyo-kültürel yapısıyla mukayese edilmiş, etkileşim alanları ve şekilleri ortaya konulmuştur. Burada tek bir etkileşim türünden de bahsetmek mümkün değildir. Çünkü Hanların Rus topraklarında baskı kullanarak uyguladıkları değişikliklerin yanında, Altın Orda hâkimiyetinin dolaylı etkilerinden ve Rusların Altın Orda'nın çeşitli uygulamalarını gönüllü olarak benimseyip örnek almalarından da söz edilmelidir. Bu çalışma, tarihten hukuka, askerlikten dine, ekonomiden işletmeye, mimariden sanata, dilden edebiyata geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Kaynak yokluğu nedeniyle karşılaşılan zorluklara rağmen, konu daraltılmamış ve Altın Orda'nın Ruslar üzerindeki etkilerinden bahsedilmeye çalışılmıştır. Bu konuyla ilgili malzemeler içinde, Türkiye'de bundan önceki araştırmalarda kullanılmamış olan ve Rus metropolitlerine Altın Orda hanlarının verdiği yarlıklar da yayınlanmıştır ki, bunların orijinalleri ile Türkçe çevirileri de verilmiş ve bu belgeler, alan araştırmacılarının istifadesine sunulmuştur.
30
O Zamanlar 1920-1923
O Zamanlar 1920-1923
İsmail Habib Sevük
Tarih
Bu kitapta toplanan yazılara “O Zamanlar” den­mesi, kıymetin yazılarda değil yazılan zamanlarda görülmesindendir. “Millî Mücadele”, “İstiklâl Savaşı” gibi adlar ve­rilen o üç dört yıllık zaman bütün mazide yoktu; çün­kü Türk milleti bütün mazisinde felâketin o kadar son­suzuna düşmemişti ki o kadar sonsuz bir şahlanış fır­satı eline geçmişti diyebilelim.
...
Refahla saadeti karıştırmamalı; birincisi gövdenin, ikincisi ruhun hakkı. Refahın en sonunda oluruz da saadetten nasibimiz olmaz. Saraylar içinde muztarip hükümdarlar ve kulübeler içinde mes’ut yoksullar gö­rünüşü bundan ileri gelse gerek. Taş çatlasa bu gövdeye ne üç yudum fazla içirebilir; ne üç lokma fazla yedirebiliriz. Fakat ruhun ufukları... Şeyh Galib’in:

“Bir şulesi var ki şem’-i cânın
Fânusuna sığmaz asümanın”


demesi yalnız en renkli bir şiir değil, aynı zamanda en yüksek bir hakikattir. O zamanların ulviyeti içinde ruh­lar fanuslarına sığmayan yakut alevli meşalelere dön­müştü. Ne paye, ne ikbal; bu dünyada ruhların bu şehrayininden daha güzel bir şey olamaz.

Bu yazıları, beni o zamanlara erdirmiş ve o zaman­ların içinde yaşatmış olan talihime şükrederek topla­dım. O zaman yazılan bu yazılar, bir bakıma göre, ko­nuşmaktan ziyade haykırır; bu, hiddetimizdendi. Bir bakıma göre de bu yazılar, dudağını kımıldatıp hançere­sinden sesler çıkararak bir şeyler söylüyormuş gibi göründüğü halde bir şey söyleyemeyen dilsizlere benzer; bu, aczimizdendir. Zaten büyük heyecanlar insanı dilsiz edermiş. İstiklâl cengi zamanları ise heyecan değil hum­ma idi.
19
Türk Kafkası'nda Siyasi ve Etnik Yapı
Türk Kafkası'nda Siyasi ve Etnik Yapı
İsmail Mehmetov
Tarih
"Azerbaycan bugün Kafkasya ve İran sahası içinde bölünmüş bir coğrafyanın adıdır. Azerbaycan tarihi Sovyet tarihçilerince; "sınıf çatışmaları tarihi olarak yani Marksist-Leninist bir bakışla yazılmıştı. Bu usulde Doğulu toplumların yapılanmasında baskın rolü olan siyasî otorite (devlet) ikinci planda bırakılmış, baskıcı ve sömürücü güç olarak görülmüş, göçebelik kültürü, boy ve hükümranlık anlayışı işgalci tanımı içine sokulup yerleşiklik öne çıkarılmaya çalışılmıştır... Batı tarihçiliğinin "göçebelik barbarlıktır anlayışı da tarihin doğru yazılamamasına esaslı bir sebeptir. Bu yüzden, göçebe Türklerin rolü yeterince anlaşılamamakta, yerleşiklik, sınıf temeline oturtulmakta, halk ayaklanmalarına, ezilen sınıfın belirleyiciliğine özel önem verilmektedir. Ayrıca, Azerbaycan, İran ve Anadolu'da Moğol fetihlerinin önemi de yeterince kavranamamış, "işgal ve "istila değerlendirmesiyle geçiştirilmiştir. Bağımsızlıktan sonra yapılan bilimsel çalışmalardaki ciddiyetsizlik, Azerbaycan tarihçiliğini "geri kalmış toplumların kendilerine tarih yaratma çabası olarak göstermektedir. Nitekim bağımsızlığa kavuşmuş eski Sovyet cumhuriyetleri tarihçileri Batılı meslektaşlarının küçük düşürücü "tarih yaratma çabası yargısını haklı çıkarırcasına, kendilerine tarihî bir kimlik aramaktadırlar. Türkiye açısından ise, Demirperde gerisindeki Türk dünyasına ve tarih alanında yapılmış bilimsel çalışmalara kapılar açılınca, ideolojik bakış veya kaynaklara ulaşamama gibi sebeplerle bir yanı daima eksik kalmış olan tarihî ve kültürel çalışmalar mükemmelleşme yolunda sür'atli bir gelişme göstermektedir. İşte, elinizdeki şu eser, yukarıda bahsedilen kusurlardan berî olmak çabasıyla, değerli tarihçi Prof. Dr. İsmail Mehmetof tarafından kaleme alınmış olup Doğu Anadolu ve Kafkasya'nın güneyindeki bölgeler için de zengin tarihî malzemeye ve değerlendirmelere dayanan ufuk açıcı bir eserdir. Bölgeyle ilgili siyasî ve etnik açılımların bilimsel değerlerini ve geçerliliklerini, sosyal problemlerin kökenlerini vukufla gözler önüne sermektedir.
55
Endülüste Raks
Endülüste Raks
İzzet Tanju
Tarih
"Avrupa denen sanal kıtanın en karmaşık ülkesidir İspanya. Pirenelerden aşağısı bir başka diyar. Kimine göre: Afrika başlar orada.. gündüz kavurur, gece dondurur; bir çöl. Her türlü yalnızlığı bu yerde öğrenir insan: içine kapanır, görünmeyene kanatlanır. Bir de "Küçük Afrika var boğazın ötesinde: Afrikanın Avrupaya uzanmış kuzey bölgesi. Hem Akdenize kıyısı var, hem Atlas okyanusuna. Ama ikisi bir bütün. Yarımada ile "Küçük Afrika, bir kendine özgülüğü paylaşır. Yarımadanın tarihine, yedi yüzyıl boyunca, işte bu bütünlük yön verecektir. Müslüman Batının -Fas'la Endülüs'ün- ortak tarihi, aradaki birliği, bütünlüğü, tarihteki yazgılarının ortak olduğunu, en çok da, Fas tarihinin İspanya'daki olaylar üzerinde nasıl etkili olduğunu vurgulamaktadır. Hegel, bu bütünlüğe hiç değinmiyor. Yedi yılda fethedildi yarımada. Geri verilmesi yedi yüzyıl sürdü. Bu arada ne oldu? Endülüs dönüştü İspanya oldu.. "dil oldu (ispanyolca), bilinç oldu (ispanyol). Evet, Endülüs'ten önce de vardı İspanya. Ama Roma için vardı. Yetiştirdiği kişilerin kökleri İspanya, gövdeleri Romaydı. Endülüs, bir kişilik getirdi İspanya'ya.
12,5
Türkistan Şehirleri
Türkistan Şehirleri
Kolektif
Tarih
Türkler medeniyet kuran birkaç büyük milletten biridir. Türk, hem medeniyet hem de millet adı olmuştur. Türklerde millet ve medeniyetin aynılaşmasında ise şehirler galiba büyük rol oynamışlardır. Nitekim şehir, medeniyetin temel taşlarından birisidir. Bazıları çeşitli ideolojik, siyasî ve psikolojik sebeplerle Türkleri medeniyetsiz ve barbar bir millet olarak gösterme gayretinde olmuşlardır. Bilhassa “şehir” ile “Türk”ü bir araya getirmemeye gayret etmişler ve Türk’ü bozkırdaki çadırına hapsetmişlerdir. Bu tahayyüle göre “barbar” ve “göçebe” olan Türklerin şehirleri olamazdı. Türklük bozkırlı ve şehirli olmak üzere iki yüze sâhiptir. Tarihin en eski şehirleri elbette Türkler tarafından da kurulmuştur. Türk medeniyetinin bir ayağı şehirdedir. Elinizdeki kitap Türk’ün şehirli yüzünü ortaya koymak maksadındadır. Türkistan şehirleriyle ilgili en tafsilatlı malûmatları Çin kaynaklarından edinebilmekteyiz. Kitap tarihî, siyasî, sosyal ve kültürel bakımdan en eski devirlerden başlamak üzere XVI. yüzyıla kadarki Türkistan şehirlerini incelemektedir.
35
İlk Müslüman Türk Devletleri
İlk Müslüman Türk Devletleri
M. Çağatay Uluçay
Tarih
Türklerin İslâmlığı kabul etmeleri Uzak Doğu uygarlığından ayrılarak Orta Doğu uygarlığına girmeleri demekti. Böyle cihan çapında cephe ve istikamet değiştirmek Türk ulusu için çok hayırlı bir iş olmuştur. Çünkü Avrupa'ya giden Türkler orada birtakım devletler kurdular, fakat bir süre sonra benliklerini kaybettiler, eriyip gittiler. Halbuki orta yolu dediğimiz Horasan ve İran üzerinden İslâm dünyasına gelen Türkler hiçbir surette millî benliklerini kaybetmediler. Tersine çok vatansever bir millet olarak Türk ulusunu bugüne değin yaşatmasını bildiler. 

X. yy.da toptan İslâmlığı kabul eden Türkler, İslâm kültür çalışmalarına XI. yy.ın ikinci yarısından itibaren katıldılar. Böylece İslâm kültür ve uygarlığı Arap, Türk ve İran ulusları çalışmalarının ortak eseri olarak gelişmeye başladı. Hattâ Türkler XV.XVII. yy.lar arasında bu uygarlığın lideri oldular. Araplar'ı veİranlılar'ı geride bıraktılar. Aynı zamanda Müslümanlığı doğuda Hindistan'a, batıda da Anadolu'dan Avrupa'ya kadar yaymak şerefi de Türklere aittir. İlk kurulan Müslüman Türk devletleri Tolunlular, İhşitler, Karahanlılar, Gazneliler, Eyyûbîler, Türk Memlûkleri ve Büyük Selçuklulardır. Bunları Anadolu Selçukluları, Anadolu Beylikleri, Osmanlılar ve Memlûkler kovalayacaklardır.
25
Haremden Mektuplar
Haremden Mektuplar
M. Çağatay Uluçay
Tarih
Padişahın haremine dahil kadınlar, çok sıkı bir disiplin altında yaşarlardı. Dairelerinde böyle kapalı yaşadıkları gibi, gezinti ve göçlerde de bu hususlara çok dikkat ederlerdi. Babüssaâde'den ayrılınca da perdeleme ve maskeleme siyasetine ehemmiyet verilirdi. Binecekleri araba ve kayıklar, kat kat örtülerle, kafeslerle donatılır, içeridekileri göstermeyecek şekilde yapılırdı. Kadınların vardıkları yerde de haremağaları tarafından çok sıkı tedbirler alınır, yabancılar tarafından görülmemeleri sağlanırdı. Bu itibarla sultanları bahçede ve saray dışında gezerken, dolaşırken de seyretmek pek o kadar kolay bir şey değildi. Durum böyle iken, bâzı romanlarda, bilhassa son zamanlarda çevrilen filmlerde, Kadın Efendi ve sultanların hayatlarını ifade etmek için onları açık saçık göstermek tarihî hakikete uyar mı? Bu, hakikaten yaşanan bir tarihin akisleri veya uydurma şekilleri midir, bunun üzerinde insafla, iz'anla durmak ve düşünmek icabeder.
11
Harem
Harem
M. Çağatay Uluçay
Tarih
Harem, dünya ile ilgisini kesmiş yasak bir şehirdi. Harem hakkında dışa sızabilecek malûmat harem ağaları ya da içerde yaşayan kadınlardan elde edilebilirdi. Fakat tarihin şahadetiyle de anlaşılıyor ki, ne haremden çırak edilenler, ne de harem ağaları haremin mahremiyetine gömülen haber ve malûmatı dışarıya sızdırmışlar, görüp işittiklerini içlerine hapsetmişler ve onlarla birlikte öbür dünyaya göçmüşlerdir. Şayia, rivayet kabilinden duyulan haberleri ise çok dikkatli ve ihtiyatla kabul etmek lâzımdır; hareme ait hatıralar daha sonraları yazılmıştır.
16,5
Padişahların Kadınları ve Kızları
Padişahların Kadınları ve Kızları
M. Çağatay Uluçay
Tarih
"Harem kitabının önsözünde bu eserleri neden yazdığımı açıklamaya çalışmıştım. Bu kitapta, onlara ek olarak şunları da öne süreceğiz. Osmanlı padişahlarının kadınlarını, ikballerini ve kızlarını içine alan müstakil bir eser yoktur. Bunlar hakkındaki bilgilerimiz, Mehmed Süreyya Bey'in Sicilli-i Osmanî'sinin I. cildinde verdiği bilginin ötesine pek geçmemektedir. Hâlbuki Osmanlı Hanedanı'nın tarihçi için, padişahların evi sayılan haremin ve haremde yaşayanların genel durumlarını padişahın devlet adamlarıyla münasebetleri bakımından bilmemiz icap etmektedir."
17
Taht Uğrunda Baş Veren Sultanlar
Taht Uğrunda Baş Veren Sultanlar
M. Çağatay Uluçay
Tarih
"Sultan Mahmut, Hasoda’da ve Babüssaade’nin önünde bu tahta oturmuş, bayram tebriklerini kabul etmişti. O günleri hatırladı, tebessüm etti, eliyle okşayarak yanında bulunan diğer tahtı seyre başladı. Bu Osmanlı Sarayının en değerli ve san'atkârane yapılmış tahtı idi. Denildiğine göre bu tahtı, Türk-Hint san'atçıları Şah İsmail -bugünkü tarihçilerin çoğu bunu kabul etmiyorlar- için yapmışlardı. Yavuz Sultan Selim Çaldıran savaşında harp ganaimi olarak almış, hazinesine koymuştu. Yuvarlaktı, ortasında bir minder vardı, tahtın her yanına inciler ve zümrütler kakılmıştı. Çok zarifti. Ondan sonra, Arz Odası’ndaki ve diğer yerlerde bulunan diğer tahtları hayalinde canlandırdı. Fakat fazla bir kıymet bulamadı. Hepsi de geniş sedirden, sandalyadan veya koltuktan başka bir şey değillerdi. Ne üzerlerine konan incilerden işlenmiş yumuşak minderler, ne de taht örtüleri kardeş kanına girmeğe şehzadeyi zorlayacak ka¬dar kıymetli değillerdi. Çünkü sarayın hazinesindeki mücevherler yanında bunların adı bile geçmezdi. Evet, tahtın bir sırrı vardı. Fakat tahtların kendisi sırrın sebebi olamazdı. Muhakkak surette bu sırrı çözmeliydi. Onun için oturup tekrar düşünmeye karar verdi. Şah İsmail'in tahtının yumuşak minderinin üzerine oturunca rahatlık hissetti, üzerine bir rehavet çöker gibi oldu, o zaman tahta daha çok yerleşti, gözlerini kapadı, düşünmeye başladı. Bir anda, okuduğu Türk tarihi gözünün önünden bir rüya gibi geçti."
12
Atçalı Kel Mehmed
Atçalı Kel Mehmed
M. Çağatay Uluçay
Tarih
Osmanlı İmparatorluğunda türeyen Celâliler ve Eşkiyalar hakkında henüz derli toplu bir eser yazılmamıştır. Fakat muhtelif yerlerde ve zamanlarda ayaklanan Celâlilere ve Eşkiyalara dair eserler yayınlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nda türeyen Eşkiyaları öğrenmek için, birer birer; vakanüvis tarihlerini ve hususî tarihleri taramak ve incelemek icabetmektedir. Vakanüvis tarihlerinde XVI., XVII. ve XVIII. yüzyıllarda ayaklanan Eşkiyalara dair oldukça önemli bilgiler vardır. Fakat iş XIX. yüzyıldaki Eşkiyalara gelince, durum karanlık bir safhaya girer. Gerçi Cevdet Paşa, bu asrın Çeyrek devri Eşkiyaları hakkında bazı faydalı bilgiler vermektedir, fakat bu çok kısa ve kifayetsizdir. Onun zeyli olan Ahmet Lütfi Efendi tarihinde de durum aynı gibidir. Bu yazdığımız tarihler, bu alanda XIX. yüzyılın tek kaynağı sayılırlar. Diğer yüzyıllara göre XIX. yüzyılın kaynakları zengin olmadığından bu asrın Eşkiyaları da diğer yüzyıllardakiler kadar bilinmez ve tanınmazlar. Halbuki bu yüzyılda türeyen Eşkiyaların kendilerine has özellikleri vardır. Meselâ konumuzu teşkil eden Atçalı Kel Mehmed bunlardan biridir. Evet o da, Ahmet Lütfi Efendinin tarihinde, daha evvelkiler gibi; eşkiya, hırsız namussuz bir cânî olarak gösterilmiş, bu yüzden fermanlı ilân edilerek öldürülmüştür. Ama Kel Mehmed neler yapmıştır da ölüm cezasına çarptırılmıştır? Asıl cevabı aranacak soru budur. İşte biz bu araştırmamızda bu sorunun gerçek cevabını vermeğe çalışacağız.
11
Fener Patrikhanesi ve Türkiye
Fener Patrikhanesi ve Türkiye
M. Sürayya Şahin
Tarih
"Fener Rum Ortodoks Patrikhânesi" hakkında yapılmış bugüne kadarki en derli toplu ve derinlikli araştırmadır. Çok geniş ve yıllarca süren bir araştırmanın sonucudur. Patrikhânenin ve Ortodoksluğun, Türkiye'nin hayatı için nasıl siyasî bir rol oynadığı, ne tür faaliyetlerde bulunduğu, yapısı ve işleyişi başta arşiv belgeleri olmak üzere sağlam kaynaklara dayanarak, duygusallık katılmadan ortaya koyulur. Patrikhane'nin tarihî yeri, siyasî faaliyetleri, Megalo İdea gaye ve hedeflerinin tarihteki tezahürleri... Bu baskıya, patrikhane'nin, son yıllardaki faaliyetleri de eklenmiştir. Mukayeseye imkân tanımak bakımından bir bölüm de "Türk Ortodoks Patrikhanesi"ne ayrılmıştır.
20
Maziye Bir Nazar
Maziye Bir Nazar
Mahmud Muhtar
Tarih
Mahmud Muhtar Paşa, yaşadığı devrin önemli şahsiyetlerindendir. Ordu kademelerinde ve devlet idaresinde birçok görevlerde bulunur. Diplomasinin altın çağı olan 19. yüzyılın ikinci yarısına ve Osmanlı'dan Cumhuriyet'e doğru giden döneme olayların içerisinde bir kişi olarak şahit olur. Maziye Bir Nazar, Gazi Ahmed Muhtar Paşa'nın eseridir. 1878'den başlayarak kırk yıla yaklaşan bir sürede diplomatik dansların, tertiplerin ve hırsların, büyük kafalı, hırslı, ileri görüşlü; yahut ufuksuz, hırçın, dar görüşlü ve kibirli diplomatlarla nasıl oynandığını veciz örneklerle gösterir. Diplomasi ve dış politika ile dahası yakın tarihimizle ilgilenenlere rehberlik edecek seviye ve üslupta bir eserdir.
16,5
Türk Tarih Düşüncesi
Türk Tarih Düşüncesi
Mehmet Kaan Çalen
Tarih
Bir dönemin tarih düşüncesini bilmek, o dönemi anlayabilmek adına çok önemlidir. “II. Meşrutiyet Döneminde Türk Tarih Düşüncesi” ismini taşıyan bu kitap, tarih düşüncesi gibi önemli bir kriterden yola çıkarak, Cumhuriyet’in laboratuvarı şeklinde tanımlanan bir dönemin daha iyi anlaşılmasına mütevazı bir katkı yapabilmek arayışının ürünüdür.
II. Meşrutiyet pek çok alanda olduğu gibi tarihçilikte de Cumhuriyet dönemi için bir temel vazifesi görmüştür. Tarihe ilginin arttığı, tarihin konu, zaman ve mekân plânında genişlediği, popüler ve ilmî düzeydeki yayınların muazzam ölçüde artış gösterdiği, ilk kurumsal tarih çalışmalarının ve belge neşirlerinin yapıldığı, Batılı usûllerin önem kazandığı, tarih felsefesine ve tarih yazımına ait çeşitli meselelerin ilk defa tarihçiliğimizin gündemine girdiği, geleneksel tarihçiliğin devrettiği mirasın eleştirel bir gözle değerlendirildiği, Cumhuriyet döneminde de temsil edilen Anadolucu, Türkçü, İslâmcı vs. tarih telâkkilerinin ilk örneklerinin vücuda getirildiği bir dönem olarak II. Meşrutiyet, modern Türk tarihçiliğinin üzerinde yükselebileceği zemini hazırlamıştır. Kitap, dönemin tarihçilerinin ve düşünürlerinin; tarih, tarihçilik, tarih yazımı, tarihin epistemolojisi, tarih metodolojisi, tarih eğitimi, tarihin faydası, millî tarih, millî kimlik gibi konularda ne düşündüklerini anlamak suretiyle II. Meşrutiyet dönemi Türk tarih düşüncesinin vücuda getirdiği birikimi ortaya koymaya çalışmıştır.
Her ne kadar çalışmanın dayandığı metinler, II. Meşrutiyet gibi görece uzak bir tarihî dönemden sesleniyor olsa da günümüz tarihçileri ile tarihe ve kimlik meselesine ilgi duyan zihinlerin anlamlı bulacağı bir takım sözler de ihtiva etmektedir.
19
Türk Okçuluğu ve Sultan Mahmud'un Ok Günlüğü
Türk Okçuluğu ve Sultan Mahmud'un Ok Günlüğü
Mehmet Zeki Kuşoğlu
Tarih
Günümüzde ok yalnızca savaşta kullanılan bir âlet olarak görülmekte, oklarla ilgili sanatlar, okçulukla ilgili incelik, örf ve ritüeller bilinmemektedir. Keza Sultan II. Mahmud pek çok yönleriyle değerlendirilirken onun okçuluk yönüne hiç temas edilmemektedir. Yazar, sahaf ve eskicilerde dolaşırken tesadüf ettiği günlüğü bir süre muhafaza ettikten sonra kültürümüze kazandırmaya karar verir. Günlük, Sultan Mahmud'un Okmeydanı'nda ok attığı günler ve atışta gösterdiği muvaffakiyetler üzerindedir. Sultan Mahmud, rekorlar kırmış, uzun ve isabetli atışlarıyla meşhur bir padişahtır. Eser okçuluk hakkındaki umumî malumatla, okçuluğun Türk Tarihindeki yeriyle, Peygamberin okçulukla alakalı hadisleriyle, Okçuluk terimleri sözlüğüyle ve Sultan Mahmud'un okçuluğu hakkında yazılmış yazılarla zenginleştirildi. Günlüğün orijinali tıpkıbasım olarak eserin sonuna eklenmiştir.
50
Cem Sultan
Cem Sultan
Muammer Yılmaz
Tarih
Çilenin tandırında yanan Cem; padişah olamamasına rağmen tarihte derin izler bırakmıştır. Istırabını şiirlerine yansıtan ve mısralarında buram buram aile ve vatan hasreti kokan bedbaht Cem; maceraları, aşkları, felâketleri ile Avrupa ve Asya'da romantik ve şâirane bir hatıra bırakmıştır. O kendi tarihini bizzat yazmıştır. Bugün bile hayat hikâyesini okuyanlar, Cem'in yüreğindeki hüznü kendi kalplerinin derinliklerinde hissederler. Bursa camisinin çınarları altındaki türbesi dini bir vecd ile her zaman ziyaret edilen Cem; çeşitli nedenlerle Osmanlı tahtına oturamadı ise de, kalplerin ve gönüllerin tahtına oturdu.
9
Cengiz İmparatorluğu Hakkında İlk Tarih Kayıtları
Cengiz İmparatorluğu Hakkında İlk Tarih Kayıtları
Mustafa Uyar
Tarih
Moğolların Gizli Tarihi ve Altan Topçi adlı Moğolca kaynaklar; Ata Melik Cüveynî’nin Târih-i Cİhângüşâ’sı ve Reşîdüddin Fazlullah Hemedânî’nin Câmi-el-Tevârîh’i gibi Farsça eserler; Plano Carpini, William von Rıbruk ve Marco Polo gibi Batılı seyyahların notları Moğol İmparatorluğu tarihinin muasır kaynakları konumundadırlar. Elinizdeki çalışmada yar alan Shao HUng’un Meng Ta pei lu (Moğol Tatarların Umumî Tarihi) adlı eseri ve Peng Da Ya ile Xiu Ting’un kaleme aldığı Hei Ta shi lu (Kara Tatarlara Dair Muhtasar), yukarıda ismi geçenlerden önce telif edilmiş olmaları ve içerdikleri malumat bakımından, en az onlar kadar önem arz etmektedir. Meng Ta pei lu ve Hei Ta shi lu, 1221 ve 1237 yıllarında Moğol ülkesini bizzat ziyaret eden elçilerin gözlemlerini içermektedir. Söz konusu iki eser, Moğol İmparatorluğunun ilk devresi kadar, bu dönem Moğol – Çin ve Moğol – Türk ilişkileri hakkında da önemli malumat vermektedir. Her iki eser de, Moğolların maddi ve manevi kültürüne ilişkin birçok veri sunmaktadır. Ayrıca, elinizdeki eserde, kaynaklardaki bilgilerin açıklanması sırasında, Moğollar hakkında bilgi veren diğer Çin kaynaklarına da müracaat edilmiştir; bu sayede başka kaynaklarda yer alan Moğollar ile ilgili malumattan da haberdar olunabilmektedir. Bir kısmını sayabildiğimiz sebepler haiz oldukları öneme binaen, bu iki kaynak eserin Türkçeye kazandırılmasının faydalı olacağı düşünülmüştür. Bu çalışmanın, ülkemizde yapılan Moğol tarihi araştırmalarına ve ilgili çalışmalara, önemli bir katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.
12
1917 Ekim İhtilali ve Türk-Tatar Meclisi
1917 Ekim İhtilali ve Türk-Tatar Meclisi
Nadir Devlet
Tarih
Bolşevik İhtilalinin patlak verdiği dönemlerde Rusya'nın Avrupa kısmında, İdil (Volga)-Ural bölgesinde yaşayan Türk soylularının demokratik bir parlamenter sistem kurarak kendilerine sosyal, kültürel ve siyasi haklar kazanmak uğrunda yaptıkları mücadeleyi inceler. Kurulan Millet Meclisi, kanlı çatışmaların sürdüğü bir ortamda, Tatar-Başkurtların güç kullanmadan bir sonuca ulaşma arzularının olağanüstü bir örneğini teşkil eder. Dolayısıyla bugün dahi Rusya deryası içinde yaşayan Tatar-Başkurtlarda bu nevi bir yaklaşım güncelliğini korumaktadır. Yazar, bu demokratik mücadelenin 1917 şartlarında başarıya ulaşamamasının nedenlerini irdeleyerek, pek bilinmeyen bir olguyu anlatmakta ve tarihî derslere işaret etmektedir.
28
Türk Kadın Tarihine Giriş
Türk Kadın Tarihine Giriş
Necati Gültepe
Tarih
Amerikalı arkeolog Prof. Dr. Jeannine Davis, 1997 yılında bugünkü Ukrayna'nın güneyinde, İskit bölgesinde, tarihî Amazon mezarlarında yaptığı kazılar sonucu önemli bir keşifte bulunur. Bu keşfini, televizyonda bir belgesel programda açıkladıktan sonra, sosyal bilimlerin tarih metodunda iki değişiklik olur: Birincisi, Avrupa merkezli tarih görüşü çöker. İkincisi ise, Avrupalı tarihçilerin ısrarla üstünü örtmeye çalıştıkları ve asla gün ışığına çıkmasını istemedikleri, kadının gerçek tarihi' gün yüzüne çıkar...Bu gelişmelerin yönlendirmesiyle, geleneksel Avrupa merkezli tarih görüşü bir tarafa bırakılarak, elinizdeki eserde, yeni bir bakış açısı (tarih metodu) ile kadın tarihi' araştırılmaktadır. Kitapta sizi şaşırtacak birçok yeni tarihî bulgu ile karşılaşacaksınız. Özellikle kadîm Türk tarihinin insan unsuru olarak dayanağının erkeklerden ziyade kadınlar olduğu, tarihî bir gerçeklik olarak ortaya çıkmaktadır.Bu çerçevede binlerce yıllık kronoloji adım adım izlenerek, o muazzam Turan tarihinin' her safhasında kadın'ın izi sürülmektedir. Yazarla birlikte peşine düştüğümüz kadının ayak izleri', bizi, eskiçağlardaki toplulukların korkulu rüyası Amazonlar'dan, Osmanlı devletinin kuruluşunda birinci derecede rol oynayan Bâcıyân-ı Rûm'a kadar getirir.Söz konusu yolculukta diğer coğrafyalardaki milletlere de yol uğratılmaktadır, dolayısıyla senkronize (eş zamanlı) olarak, ayrıca İslâm ve batı milletlerinde de kadın bahsine girilmektedir. Elinizdeki eser, kadın'ın 7000 yıllık tarihî serüveninin mitoloji, belge, bilgi ve yüzlerce kaynağa dayalı, resim ve gravürlerle desteklenmiş sıra dışı hikâyesidir.
20
Mührün Gücü
Mührün Gücü
Necati Gültepe
Tarih
Bu kitap Osmanlı devletinin sevk-idare ve yönetim tekniği (bürokrasisi) üzerine bir incelemedir. Osmanlı bürokrasisi, kendinden önceki Türk-İslâm devlet yönetimlerinin asırlarca süren birikimlerinin özetidir. Osmanlılar bu birikimle, üç kıtada yirmi milyon kilometre karelik coğrafya üzerinde, sonradan içinden kırk ayrı devlet çıkmış, farklı din, dil ve etnisiteye sahip milletler topluluğunu, 600 yıl başarı ile yönetmişlerdir... Kitapta yönetim tekniğini, yani bürokrasiyi formüle eden onlarca belgenin analiz ve açılımları yapılarak bu sırlı oluşum çözümlenmeye ve anlaşılır hale getirilmeye çalışılmıştır. Yönetimin ve yönetimle ilgili teşkilâtın mihenk taşı, kamu görevi yapan bürokrasi içinde yetişmiş, bugün "memur diye bazen de küçümseyerek baktığımız "kâtibtir. Kâtib; Osmanlı bürokrasisi'nin temeli, "Devlet adamı modelinin prototipidir. "Kâtiblik geçmişte devlet yönetiminin her alanında aranan geçerli tek kariyerdir. Eski büyük tarihçiler, Devletlerin kuruluş ve kriz dönemlerinde ehl-i seyf (askerî sınıf) öne geçerlerse de devleti ayakta tutan asıl zümre ehl-i kalemdir derler; "ehl-i kalem yani bürokrat sınıf; her işi, her resmî eylemi kanunlar ve gelenekler çerçevesinde, sıkı bir hiyerarşik disiplinle kayda geçiren, devlet işlerini kanunlara, evraka ve kayıtlara istinaden yürüten ve nesilden nesile aktaran zümre... İşte bunlar hakkında, ilgililerin faydalanacakları, meraklıların hayranlık duyarak meraklarını giderecekleri, bol malzemeli bu çalışmayı sunmakla önemli bir eksikliği tamamladığımızı ve bir hizmeti yerine getirdiğimizi umuyoruz.
45
Kızılelma'nın İzinde
Kızılelma'nın İzinde
Necati Gültepe
Tarih
Kızılelma’nın ortaya çıkışı ve onunla ilgili ilk bilgiler çok ama çok eskilere dayanır. İlk defa Altay dağları ile hazar gölü arasında gösterilen, Turan Zemin denen yerde, yani Türk Mitolojisinde Kızılelma’dan söz edildiğini tesbit edilebiliyoruz. Toplum önderleri, bilgeler, düşünürler ondan söz etmeye ya da onu tarif etmeye kalktıklarında, çok farklı şeyler anlatırlar. Bu sebepten Kızılelma konusunda fikir birliğine pek rastlanmaz. Hâlbuki tarihçi Peçevi İbrahim Efendi ve Evliya Çelebi eserlerinde anlattıkları Kızılelma konusunda hemfikirdirler. İşte bunun için çok boyutlu olduğunu düşündüğümüz Kızılelma’yı tek boyuta indirgemeden yani O’nu çerçevelemeye kalkmadan sadece anlamaya çalışarak iz sürdük. Bu kolay olmadı, çünkü onun seyrettiği tarihi yolculuk çok uzun sürmüş yayıldığı coğrafya çok genişlemişti Bu uzun yolculukta her menzilde Kızılelma’dan bir ize rastladık; Cennette Âdem babamızın kovulmasına sebebin bir elma olduğunu söylerler, daha sonra yeryüzünde varlığını sürdürmesinin de sebebi olacaktı. Nuh’un gemisinde, İstanbul’da, Roma’da, Viyana’da ondan izler vardır. Kur’an’ın Bâtıni yorumlarında, Hz. Peygamberin hadislerinde dolaylı olarak ondan söz edildiği bilinmektedir. Ehlibeytin sırrı ile sırlandığını Pir Sultan Abdal söylüyor. Onlarca şiiriyle Kızılelma’yı bize anlatmaya çalışır. Öte taraftan Topkapı sarayında Yavuz Selimin portresini iki elinde iki Kızılelma ile izlerken bütün söylencelerin gerçek olduğunu anlarız. Kızılelma’nın izini sürmek amacıyla çıktığımız bu uzun yolculukta tek bir kural geçerliydi, gerçekçi olmak. Öylede olduk. Hiç romantizme hamasete kaçmadan Kızılelma’yı anlatmaya çalıştık.
26
Petrol Çerçevesinde Musul Sorunu
Petrol Çerçevesinde Musul Sorunu
Nevin Yazıcı
Tarih
Türk dış politikası açısından son derece önemli ve güncelliğini koruyan Musul sorunu, bu çalışmada ilk kez yayınlanan arşiv belgeleriyle (T.C. Başbakanlık ve İngiliz arşivi) ele alınmaktadır. Mevcut araştırmalar genellikle 1926 ve öncesiyle sınırlı kalırken; bu kitap 1926-1955 dönemi Musul sorununu çok yönlü ve kapsamlı bir şekilde değerlendirmektedir. Bu kitapla, 1926-1955 dönemi Musul petrolleri üzerinde Türkiye'nin hakları ve bu haklarla ilgili uygulamalar belgeler üzerinden incelenmiş; sürecin içerdiği keskin diplomatik gerilimler ortaya konulmuştur. Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin dış politikalarına yön veren Musul petro-politiğini inceleyen bu çalışma, hâlihazırdaki bölge eksenli gelişmeleri yorumlamada önemli bir tarihsel perspektif sunmaktadır. Petrol, 21. yüzyılda da en önemli enerji kaynağı olmayı sürdürüyor. Petro-politik hedefler hâlihazırda dünya devletlerinin iç ve dış politikalarında öncelikli konumu kaybetmezken; sınırlı dünya rezervlerinin büyük bölümünü barındıran Ortadoğu; Irak, Musul daha uzun yıllar petrolün bu yüksek "ateşine maruz kalacak görünüyor. Ancak başka ve önemli bir gerçeğin de altını çizmekte yarar var. Uzun yıllar Osmanlı Devletinin bir parçası olan Musul Vilayeti'nin 6 Haziran 1926 tarihli Ankara Antlaşması'yla Irak'a bırakılması, Türkiye için bir enerji siyasetinin çok ötesindedir: O günün Cumhuriyet Gazetesi'nin manşetinde yer alan şu sözler manidardır:Musul, kaybettiğimiz bir vatan parçası değil; belki kurtaramadığımız bir vatan parçasıdır!
33
Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler
Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler
Nevzat Kösoğlu
Tarih
"Bu kitap, Osmanlı merkez olmak üzere Türk tarihinin destansı bir hikâyesidir; üslup olarak geleneksel tarihlerimizi hatırlatabilir; içerik olarak da bilinen muteber kaynaklarımız kullanılmıştır. Kitaptaki değerlendirme makalelerinde bütünlüğü olan bir tarih ve kültür anlayışı parça parça işlenmiştir. Bu yapılırken, temel kavramlar vurgulanmış, Osmanlıya uygulanırken hükümlerin yüzde yüz tarihi gerçekliği ikinci planda tutulmuştur. Yani değerlendirmelerde daima model önde tutulmuştur; ortaya konulan esasların tarihi oluşlarla mutabakatı çok daha geniş ve dikkatli çalışmaların konusu olmalıdır. Zevkle okunacağı ve üzerinde düşünüleceği kanaati ile sunuyoruz.” 1. Kitap: Kültür, Tarih ve Türk Tarihi 2. Kitap: Tarihin Türk Asırları 3. Kitap: Zirvede Yüzyıl ve Gündönümü 4. Kitap: Zor ve Yoğun Bir Yüzyıl
50
Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler 1
Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler 1
Nevzat Kösoğlu
Tarih
"Bu kitap, Osmanlı merkez olmak üzere Türk tarihinin destansı bir hikâyesidir; üslup olarak geleneksel tarihlerimizi hatırlatabilir; içerik olarak da bilinen muteber kaynaklarımız kullanılmıştır. Kitaptaki değerlendirme makalelerinde bütünlüğü olan bir tarih ve kültür anlayışı parça parça işlenmiştir. Bu yapılırken, temel kavramlar vurgulanmış, Osmanlıya uygulanırken hükümlerin yüzde yüz tarihi gerçekliği ikinci planda tutulmuştur. Yani değerlendirmelerde daima model önde tutulmuştur; ortaya konulan esasların tarihi oluşlarla mutabakatı çok daha geniş ve dikkatli çalışmaların konusu olmalıdır. Zevkle okunacağı ve üzerinde düşünüleceği kanaati ile sunuyoruz.”
12
Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler 2
Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler 2
Nevzat Kösoğlu
Tarih
"Bu kitap, Osmanlı merkez olmak üzere Türk tarihinin destansı bir hikâyesidir; üslup olarak geleneksel tarihlerimizi hatırlatabilir; içerik olarak da bilinen muteber kaynaklarımız kullanılmıştır. Kitaptaki değerlendirme makalelerinde bütünlüğü olan bir tarih ve kültür anlayışı parça parça işlenmiştir. Bu yapılırken, temel kavramlar vurgulanmış, Osmanlıya uygulanırken hükümlerin yüzde yüz tarihi gerçekliği ikinci planda tutulmuştur. Yani değerlendirmelerde daima model önde tutulmuştur; ortaya konulan esasların tarihi oluşlarla mutabakatı çok daha geniş ve dikkatli çalışmaların konusu olmalıdır. Zevkle okunacağı ve üzerinde düşünüleceği kanaati ile sunuyoruz.”
13
Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler 3
Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler 3
Nevzat Kösoğlu
Tarih
"Bu kitap, Osmanlı merkez olmak üzere Türk tarihinin destansı bir hikâyesidir; üslup olarak geleneksel tarihlerimizi hatırlatabilir; içerik olarak da bilinen muteber kaynaklarımız kullanılmıştır. Kitaptaki değerlendirme makalelerinde bütünlüğü olan bir tarih ve kültür anlayışı parça parça işlenmiştir. Bu yapılırken, temel kavramlar vurgulanmış, Osmanlıya uygulanırken hükümlerin yüzde yüz tarihi gerçekliği ikinci planda tutulmuştur. Yani değerlendirmelerde daima model önde tutulmuştur; ortaya konulan esasların tarihi oluşlarla mutabakatı çok daha geniş ve dikkatli çalışmaların konusu olmalıdır. Zevkle okunacağı ve üzerinde düşünüleceği kanaati ile sunuyoruz.”
18
Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler 4
Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler 4
Nevzat Kösoğlu
Tarih
"Bu kitap, Osmanlı merkez olmak üzere Türk tarihinin destansı bir hikâyesidir; üslup olarak geleneksel tarihlerimizi hatırlatabilir; içerik olarak da bilinen muteber kaynaklarımız kullanılmıştır. Kitaptaki değerlendirme makalelerinde bütünlüğü olan bir tarih ve kültür anlayışı parça parça işlenmiştir. Bu yapılırken, temel kavramlar vurgulanmış, Osmanlıya uygulanırken hükümlerin yüzde yüz tarihi gerçekliği ikinci planda tutulmuştur. Yani değerlendirmelerde daima model önde tutulmuştur; ortaya konulan esasların tarihi oluşlarla mutabakatı çok daha geniş ve dikkatli çalışmaların konusu olmalıdır. Zevkle okunacağı ve üzerinde düşünüleceği kanaati ile sunuyoruz.”
20
Türkistan'da Son Türk Devleti Buhara Emirliği ve Alim Han
Türkistan'da Son Türk Devleti Buhara Emirliği ve Alim Han
Nurettin Hatunoğlu
Tarih
1990’ların başında S.S.C.B. dağılınca, dünyadaki güç dengelerinde köklü değişimler oldu. Bundan en fazla Türk Dünyası etkilendi. Uluslar arası plâtformda tek Türk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti, bu tarihten sonra kendisi ile ortak özelliklere sahip Türkistan Türk Cumhuriyetleri ile sıcak münasebetler kurma imkânı buldu. Bu ilişkiler siyasî, kültürel ve ekonomik alanlarda olumlu bir seyir izlerken, Türkiye, millî tarih anlayışı çerçevesinde İslâm öncesi dönemi de içine alan ortak bir tarih anlayışı geliştirmektedir. Türkistan’da Sovyet baskısı yüzünden millî tarih anlayışı reddedilmiş, ayırımcı etnik tarih anlayışı benimsenmiş; tarih alanındaki çalışmalar sınırlandırılmış ve resmî çizginin dışına çıkılması da önlenmişti. Bu uygulama, Türkistan ile Türkiye tarihçileri arasında görüş ayrılıklarının ortaya çıkmasına yol açmıştı. Bağımsızlık sonrası süreçte ise, bu farklı anlayışların giderilmesi ve ortak tarih anlayışı geliştirme zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bu süreçte Türkistan’daki Rus işgalinden önceki son Türk devleti olan Buhâra Emîrliği ayrı bir öneme sahiptir. Fakat Sovyet faktörü yüzünden, Türkiye’de, Türkistan’da Timur sonrası ortaya çıkan “Hanlıklar Dönemi” ve bu dönemin en önemli aktörü olan Buhâra Emîrliği ile ilgili çalışmalar yetersiz kalmıştır. Bu çalışmamızın amacı, Türkistan ile Türkiye arasında Sovyet döneminde oluşturulan ayrışmayı ortadan kaldırmaktır. Aynı zamanda burada Buhara Emîrliği’nin son hükümdarı Âlim Han ve dönemine farklı açıdan bakılmıştır. Rusların ve onlarla işbirliği yapan “Ceditçiler”in siyasî propagandalarının yarattığı yanlış değerlendirmeler de vurgulanmıştır. Ceditçiler muhalif oldukları için; Ruslar ise, işgal ettikleri Türkistan topraklarının son hükümdarı olduğu için, Âlim Han’ı karalama yolunu seçmişlerdir. Dönemle ilgili olarak “Ceditçiler” tarafından yazılanlar tarihçilerce de kullanıldığı için, Âlim Han hakkında olumsuz ve gerçek dışı ithamlar yaygınlık kazanmıştır. Şunu da belirtmek gerekir ki, Âlim Han hem hükümdarlığı döneminde hem de sürgün hayatında Türkistan halkınca eleştiriyi hak edecek bariz hatalar yapmıştır. Ama bunlar, Rusların dillendirdikleri gibi “hainlik” derecesinde hatalar değildir. Âlim Han’ın özellikle çok az bilinen Afganistan’daki sürgün hayatı ve fa-aliyetleri, hayatta olan oğullarından istifade edilerek bu çalışmamızda ele alınmış ve boşluk doldurulmaya çalışılmıştır. Kısacası bu kitap, dönem hakkında kaynak niteliğinde bir çalışmadır.
38
İran İle Turan
İran İle Turan
Osman Karatay
Tarih
Doç. Dr. Osman Karatay eski sorulara yeni cevaplar vermekle kalmıyor. Onun bilim dünyasındaki ayırıcı özelliği eski cevaplara yeni sorular sormasıdır. Nakletmesi değil, süzerek almasıdır. Böylece bazı durumlarda bilim diye bildiğimiz şeyin ardındaki siyaset ortaya çıkıyor. Ama bu kitapta yine de siyasetle uğraşmıyor. Yeni sorular ve yeni cevaplar onu yeterince meşgul ediyor. Bu küresel köyde Türklerin akrabaları ve ilk Türk yurtlarının keşfi yazarın esas derdi. Bu konuda bildiklerimizin yalan olduğuna inanıyor. Kendi arayışlarında ise bazen Irak’ın kuzeyinde Türklerin atalarını buluyor, bazen Oğuz Han’ın varlığını sorguluyor. Bazen İranlıların efsanevî hükümdarı Feridun’un neden bir Türk hükümdarına benzediğini düşünerek bu hükümdarın Türklerden çalındığı sonucuna varıyor. Son yıllarda eski dönem tarihçiliğinin en kaydadeğer eserlerini veren Karatay, Hırvat Ulusunun Oluşumu (2000) adlı çalışmasında ilk İran-Turan sorgulamalarına girdi. Ardından 2003 yılında ilk baskısıyla işbu kitap ortaya çıktı. Aynı yolda iğneyle kuyu kazmayı sürdürünce de, Bey ile Büyücü (2006) doğdu. Nihayet toplu sonuçlarını Türklerin Kökeni (2011) adlı kitabında yayınladı ama bu kitaptaki İran-Turan tartışmalarını oraya taşımadı. İran ile Turan yazarın inanmadığı cevaplar ve inandığı gerçeklerin mücadelesinin bir ürünüdür.
17
Türk Cihân Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi
Türk Cihân Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi
Osman Turan
Tarih
Millî, dinî ve insanî ideallere bağlı bir milletin, asırlarca, nasıl bir Cihân hâkimiyeti mefkûresine erişerek yükseldiğini, "Nizâm-ı âlem dâvâsı ile başka milletlere ne derece adâlet ve nizâm getirdiğini anlatır. Türklerin, tarih boyunca, kıtalara hâkimiyeti malumdur; fakat bu kudretin manevî ve mefkûrevî âmilleri hakkında gerektiği gibi düşünülmemiştir. Bu durum Türk milletini, tarihini ve medeniyetini anlamakta, hatta İslâm ve Hıristiyan dünyalarının tekâmüllerini îzahta zorlanılmasına sebep olur. Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi, diğer eserlerinde işlediği ortak hususları ihtiva etmesi ve Türk Tarihinin sisler ardındaki arka planını aksettirmesi bakımından yazarın en önemli eseri kabul edilir.
35
Selçuklular Tarihi ve Türk - İslâm Medeniyeti
Selçuklular Tarihi ve Türk - İslâm Medeniyeti
Osman Turan
Tarih
Kendisinden sonraki bütün tarih araştırmalarına metod ve muhteva olarak kaynaklık etmiş bir baş eserdir. "Türkler, İslâmiyeti umumî ve millî din hâline getirince Altay dağlarından Akdeniz kıyılarına kadar Cihân-şümûl Selçuklu İmparatorluğunu kurmuşlardır. Bu suretle İslâm dünyasına hâkim olan, Yakın-Şark'ı ve husûsiyle Anadolu'yu Türkleştiren Selçuklular, İslâm dünyasına ırkî, siyâsî, iktisadî, içtimâ ve kültürel yeni müessese ve unsurlar getirerek İslâm medeniyetini çöküntüden kurtarıp ona taze bir kan ve hayatiyet vermişler; çeşitli kavim, din ve mezhepler arasında vücûda getirdikleri yeni nizâmı, meydana çıkan yeni devletler ile, dört asır sürdürmüşlerdir. Türkiye Tarihi'nin cihanşümul Osmanlı Devleti'nden önceki devresi...
42
Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi
Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi
Osman Turan
Tarih
Önemine rağmen ihmal edilmiş mühim bir mevzuu ele alır. Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, Anadolu'nun Türk vatanı olarak kuruluşunun tarihidir. Eserde kuruluş devrinin tarihi, burada kurulan küçük devlet ve beyliklerin siyasî mevkileri, medenî faaliyetleri ele alınır. Kaynakların kifayetsizliğine rağmen Doğu Anadolu'da ne derece ileri ve mamur bir ülke meydana getirildiğini ortaya koyulur. Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi çok değil birkaç asır içerisinde bütün kurumlarıyla temayüz edecek olan yüksek kültürel ve iktisadî tarihin de habercisidir.
22
Oniki Hayvanlı Türk Takvimi
Oniki Hayvanlı Türk Takvimi
Osman Turan
Tarih
Türklerin daha İslâm medeniyeti çevresine girmeden önce kullandıkları Oniki Hayvan Takvimi, bazı Türk şubeleri arasında Ortaçağ'ın son zamanlarına kadar kullanılmıştır. Türklerin kullandıkları Oniki Hayvan takvimi hakkında elde toplu bir eser bulunmaması, tarih araştırmaları için büyük bir noksan teşkil ediyordu. Çalışkan ve değerli talebem Osman Turan'ın bu monografisi, bu boşluğu muvaffakiyetle doldurmakta ve büyük bir ihtiyaca cevap vermektedir. İlim dünyasına takdim etmekle derin bir sevinç duyduğum bu monografi, Oniki Hayvan takvimi hakkında şimdiye kadar meydana çıkarılan bütün malzemeyi, ileri sürülen bütün fikirleri büyük bir dikkatle hulâsa ve mukayese eden güzel bir mise au point'dır. Prof. Dr. M. Fuad Köprülü
17,5
Selçuklular Zamanında Türkiye
Selçuklular Zamanında Türkiye
Osman Turan
Tarih
Üzerinde yaşadığımız topraklarda kurulan Türk Devleti'nin Alpaslan'dan Osman Gazi'ye kadar olan siyasi tarihini aydınlatır. Malazgirt Zaferine ve bu devletin kuruluşuna armağan olarak hazırlanmıştır. Anadolu'nun fethi, Türkleşmesi ve vatan olarak benimsenmesi yalnız Türk İslam Medeniyeti'nin kuruluşu bakımından değil İslam ve Cihan Tarihleri bakımından da bir dönüm noktası teşkil eder. Bu inkişafın vücut bulduğu Selçuklu Türklerinin Tarihi bütün boyut ve safhalarıyla aydınlatılmaya muhtaçtır. Eser, yakın tarihin diğer devrelerine nispetle karanlıkta kalan bu dönemi ele alıyor.
58
Selçuklular ve İslâmiyet
Selçuklular ve İslâmiyet
Osman Turan
Tarih
Türklerin İslâm medeniyetine girişleri, doğurduğu neticeler itibariyle, yalnız Türk ve İslâm tarihinin değil dünya tarihinin de en büyük hâdiselerinden biridir. Bu süreç kendi içerisinde layıkıyla tahlil edilebilmiş değildir. Türkler İslâm'dan önce inanış, düşünüş ve yaşayış bakımından nasıl bir kavim idiler, İslâm olduktan sonra ne gibi değişiklik ve inkişaflara uğradılar? Türklerin İslâmlaşmasından önce ve sonra İslâm âlemi nasıl bir vaziyette bulunuyordu ve ne gibi bir istikamet aldı? Bu hususlarda umumî ve sentetik bir görüşe sahip olmak ve Türklerin İslâm dünyasındaki mevkileri ile İslâm tarihinin takip ettiği gelişmeyi anlamak için mutlaka okunması gereken bir kitap.
17,5
Geçmişten Günümüze Kanglı Türkleri
Geçmişten Günümüze Kanglı Türkleri
Osman Yorulmaz
Tarih
Türk tarihini anlamak ve hâlâ çözüm bulunamamış meselelerine nüfuz etmek, Türk siyasi teşekküllerinin boy yapıları ve bünyelerindeki unsurların bilinmesinden geçmektedir. Boylardan meydana gelen siyasi yapının anlaşılması, genel manada Türk tarihinin anlaşılmasını sağlayacağından, boy araştırmaları tarihimiz açısından özel önem arz etmektedir. Zira Türk tarihi, boylar üzerinde gelişmiş ve temel karakteristik yapısını boylardan almıştır. Boyların önemi bilinmesine rağmen, günümüze kadar birkaçı hariç (Kıpçaklar, Oğuzlar) boy araştırmaları önemli oranda ihmal edilmiştir. Bunlardan biri de Türk tarihinin ana yapılarından biri olmakla birlikte pek bilinmeyen Kanglılardır. Çin’in kuzeybatısında ortaya çıkıp daha sonra Avrasya ve yakın doğuya dağılan, tarihteki Türk devlet ve topluluklarının pek çoğunda yer alan Kanglıların; Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler, Karakalpaklar, Başkurtlar, Nogaylar ve Türkiye Türkleri arasında günümüze kadar süren serüvenini siyasi ve kültürel yapılarını dikkate alarak kültür tarihi ve sosyolojisi bağlamında değerlendiren bu eser sahasında ilk ilmi çalışmadır. Kanglılar hakkında uzun yıllardır devam eden araştırmaların sonucunda ortaya çıkan bu eser, pek çok noktası karanlıkta olan derin bir tarihin varlığını ortaya çıkarmakla kalmamış, aynı zamanda yeni araştırmaların gerekliliğini de göstermiştir. Eserin ayrıca Türk tarihinde ve Türk kültür sosyolojisinde yerleşmiş bazı kanaatlerin değişmesine vesile olacağı muhakkaktır.
16
Türk Halkları Tarihine Giriş
Türk Halkları Tarihine Giriş
Peter B. Golden
Tercüme: Osman Karatay
Tarih
34 yıldır Rutgers Üniversitesi'nin ögretim üyesi olan Prof. Dr. Peter B. Golden, sadece Amerikan Türkolojisinin zirve isimlerinden biri olmayıp, bu alanda dünyanın da önde gelen otoritesidir. Kendisi aynı zamanda dünyada en çok dil bilen ve kullanan tarihçidir. 

1960'larda, aralarında Gyula Németh, T. HalasiKun, Hasan Eren gibi Ankara-Budapeşte hattının ünlü dilci-tarihçi neslinin öğrencisi olduktan sonra, doktorasını Columbia Üniversitesi'nde tamamlamış ve ardından bilim dünyasına sayısız eserler kazandırdığı verimli bir akademik hayata baslamıştır. Çalışmalarını Batı Avrasya'da, özellikle Hazar ve Kıpçaklar üzerine yoğunlaştıran Golden, Oguzların Anadolu'ya göçü, Türklerin Müslüman oluş, Gürcüce'deki Türkçe unsurlar, Fin-Ugor halklarıgibi birbirinen farklı konularda dahi uzman yazıları yazmıştır. Hepsi de bilimsel birer klasik haline gelen çok sayıdaki makalesinin yanında başlıca kitapları sunlardır: Khazar Studies, 2 cilt (1980), The Byzantine Grek Elements in the Rasûlid Hexaglot (1985), An Introduction to the History of the Turkic Peoples (1992), Nomads and Sedentary Societies in Medieval Eurasia (1998), ve editörü ve ortak yazarı olduğu The King's Dictionary. The Rasûlid Hexaglot: Fourteenth Centuries Vocabularies in Arabic, Persian, Turkic, Greek, Armenian and Mongol (2000). 

'Türk Halkları Tarihine Giriş' genel Türk tarihi alanında bir şaheserdir ve İngilizce'de yayınlandığı 1992 yılından beri Türk ve Avrasya tarihi çalışanların temel başvuru kaynağı haline gelmiştir. Prof. Golden bu değerli eserin tercümesi ve yayınlanması için yayinevimize izin vermekle kalmamış, kendisi açısından çok meşgul geçen 2002 yaz aylarında tercüme edilen kısımları okuyup düzeltme lütfunda da bulunmuştur. Bu değerli eserin Türkçe'ye kazandırılmasında da şüphesiz en büyük pay kendisine aittir.
30
Göktürk İmparatorluğu
Göktürk İmparatorluğu
Rene Giraud
Tarih
Yayınevimiz araştırmacılar tarafından çokça faydalanıldığı halde Türkçeye çevrilmemiş bir temel eseri neşretmiştir. "Göktürk İmparatorluğu, orijinal adı "L'Empire des Turcs Celestes, Les Regnes d'Elterich, Qapghan et Bilga (680-734)" olan kitabın tercümesidir. Türk Tarihinin sıkça atıf yapıldığı halde hakkında sınırlı malumatın bulunduğu İlteriş ve Bilge Kağanlar dönemini anlatır. İhtisası kitabeler üzerine olan yazar, çalışmasını Orhun Abideleri üzerine inşa eder. Abidelerin okunuş tarzı ve bunlardan yola çıkarak varılan hükümler, tarihçi ve türkologlar tarafından anlaşılmaya ve tartışılmaya hazır durumdadır. Kitabeler ve Göktürkler üzerine çalışacak olanların, tarihimiz hakkında genel kültür sahibi olmak isteyenlerin kütüphanelerinde yer alması zorunlu bir eser...
 
Bozkır İmparatorluğu
Bozkır İmparatorluğu
René Grousset
Tercüme: Reşat Uzmen
Tarih
Korkuyla birleşen bir saygının, şaşkınlıkla birleşen bir hayranlığın ifadesidir. Tarihte daima hâkim bir rol oynamış, bir zamanlar dünya milletlerinin kaderini çizmiş olan Türklerin Asya bozkırlarındaki muhteşem tarihî maceralarını anlatır. Milletimizin karakterini etkileyen göçebelik, göçebe ve bozkır medeniyeti, buna bağlı olarak Asya ve özellikle Orta Asya Türk Tarihi, eserin ana konularını teşkil eder. Olay ve olgular, kitabın kapaktaki adında da zikredilen üç cihangirin silsilesi takip edilerek anlatılır: Atilla, Cengiz Han ve Timur... "Bu kitabın başlığında yazılmış üç kudretli ismin etrafında ve onları anlatarak, on asırlık tarih boyunca Çin sınırlarından Batı'nın sınırlarına yürüyen büyük göçebeler kavmini hatıra getirmek istedim. Yalnız tarihçilere değil bozkırdan neşet eden kültür ve medeniyetimizin tarih içerisindeki görünümlerini merak eden herkese hitap eder.
48
Kafkasya Oğuzları veya Türkmenleri
Kafkasya Oğuzları veya Türkmenleri
Sapar Kürenov
Tarih
Türkmenistan İlimler Akademisi Dil İlimleri Enstitüsü Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sapar Kürenov'un Kuzey Kafkasya Oğuzları'nın tarih ve kültürleri hakkında kısa bilgiler verdiği bir çalışmasıdır. Büyük kısmı Anadolu'ya gelen Türkmenlerin, önemli sayılabilecek bir kısmı da XIV. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar Kuzey Kafkasya'ya yerleşmişlerdir. Bu Türkmenler yerleştikleri bölgelerde dillerini ve kültürlerini devam ettirmişlerdir. Kitapta Kuzey Kafkasya Türkmenlerinin kültürel ve manevî zenginlikleri, halk hikâyeleri, dilleri, şairleri, muhtelif folklorik özellikleri ile bu Türkmenler arasından derlenmiş atasözleri (nakıllar) ve bilmeceler (matallar) yer almaktadır.
10
Rus Arşiv Belgelerine Göre Boğazlar ve Şark Meselesi
Rus Arşiv Belgelerine Göre Boğazlar ve Şark Meselesi
Sergey Goryanof
Tarih
Rus arşiv dairesinin uzun yıllar müdürlüğünü yapmış olan bir Rus bilim adamı tarafından, Rus arşiv belgelerine dayanılarak ve doğal olarak Rus bakışı açısından yazılmıştır. Rusya, bütün tarihi boyunca “Burası bizim nefes borumuzdur.” diyerek Boğazlar üzerinde hak iddia etmiştir. Kitap, bu iddia çevresinde döndürülen bütün dolapları, Avrupa devletlerinin siyasi hesap ve diplomatik kulislerinde Boğazlar’ın nasıl bir yer tuttuğunu ve Osmanlı’ya yönelik politik faaliyet ve bakışlarını açıklıkla anlatmaktadır. Tarihî gerçeği bir kere daha görüyoruz ki, devletler arasında dostluk yoktur; uzun veya kısa dönemli, değişken çıkar ilişkileri vardır. Doğru olan, bu gerçeğe öfkelenmek yerine, onu sürekli hatırlamak, akıldan ve hesaptan hiç çıkarmamaktır.
27,5
Şecere / Türkmenin Soy Ağacı
Şecere / Türkmenin Soy Ağacı
Soltanşa Atanıyazov
Tarih
İnsan topluluklarını millet haline getiren kültürleridir. Ancak ve ancak "aynı dili konuşan" ve haliyle aynı tarih, din, örf, adet ve gelenekleri yaşayan topluluklar diğerlerinden ayrılarak kendilerine has bir birlik oluştururlar. "Millet" adı verilen bu birlikte "kimlik" ve "ait olma duygusu" "millet hafızasını" da oluşturan önemli iki unsurdur. Bu hafıza, bir milletin ayrı düşmüş unsurlarını, köklerine bakıldığında birçok özelliği çok eski zamanlardan beri yaşamaya devam etmelerinden de yola çıkarak bir araya getirebilir. Bir milletin fertlerinin bu gerçekleri bilmesi, benimsemesi, koruması ve geliştirmesi gerekir. Bu gerekliliğin yerine getirilmesi için yaşananlar kaleme alınarak gelecek nesillere ulaştırılmalı ve millet hafızası" canlı tutulmalıdır. Prof. Dr. Soltanşa Atanıyazov'un "Şecere (Türkmenin Soyağacı)" adlı eseri, geçmişimizle geleceğimiz arasındaki köprüyü sağlamlaştırması, ayrı düştüğümüz kardeşlerimizle bizleri kökte birleştirmesi açısından önemlidir; kısacası yaşadıklarımızı yazıyla bizlere ulaştırılması açısından değerlidir. Bu tarz eserler, geçmişimizden güç almamızı da sağlayacaktır. Atatürk'ün de dediği gibi: "Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır."
24
Tarihten Günümüze Irak Türkmenleri
Tarihten Günümüze Irak Türkmenleri
Suphi Saatçi
Tarih
Irak'ta yüzyıllardan beri varlık gösteren Türkmen toplumu, köklü geçmişine, ülkede bıraktığı zengin tarihî ve kültürel mirasa, günümüzde bile hâlâ canlılığını koruyan gelenek, görenek, folklor ve halk müziği ürünlerine rağmen, bilinçli veya bilinçsiz biçimde gözardı edilmekte, varlıkları yok sayılmak istenmektedir. Yanı başımızda bulunan, bundan 75-80 yıl önce Mardin, Gaziantep veya Şanlıurfa gibi, Anadolu'nun birer şehri olan Musul, Erbil ve Kerkük'te yaşayan Türkler, bin yıldan fazla bir süre Türkiye ile aynı kaderi paylaşmış olmalarına karşın, Türkiye'de dahi yeterince ve doğru biçimde bilinmemektedir. Türkülerini her gün dinlediğimiz bu insanların, yıllardır çektikleri çileleri, yaşadıkları acıları da fazla bildiğimiz söylenemez. Türkmenlerin siyasî tarihlerine ışık tutan, Türkmen toplumun özellikle Birinci Dünya Savaşı'ndan günümüze kadar olan macerasını anlatan bir eser...
15
Yenileşme Sürecinde Türk Kadını
Yenileşme Sürecinde Türk Kadını
Şefika Kurnaz
Tarih
Türk kadın hakları tarihi Tanzimat, Meşrutiyet ve Millî Mücadele dönemlerindeki gelişmelerle Cumhuriyet’e ulaşır. Edebî eserlerde ve basında kadınlarla ilgili problemler tartışılmaya başlanır. Ardından eğitim alanında adımlar atılır. Hukuk alanında düzenlemeler yapılır. Kadınlar zamanla basında, çalışma hayatında, dernek faaliyetlerinde aktif olarak görünmeye başlarlar. Çeşitli fikir akımları içinde yer alırlar. Problemlerini tartışırlar. Millî Mücadele’ye gelindiğinde, edindikleri tecrübe ve birikimi miting alanlarında, basında, derneklerde ve cephede başarıyla ortaya koyarlar. Elinizdeki kitapta, Cumhuriyet’i kuran kadınların, geçmişten devraldıkları mirasın hikâyesi anlatılmaktadır.
15
Balkan Savaşında Kadınlarımız
Balkan Savaşında Kadınlarımız
Şefika Kurnaz
Tarih
Balkan Savaşı (1912) insanlarımız arasında büyük bir panik yaratır. Kadınlar tarafından kurulan yardım dernekleri, cephedeki askerlere para, eşya veya gönüllü hastabakıcılık yardımını organize ederler. Böylece, sosyal hayattaki kadın faaliyetleri yeni bir boyut kazanır. Bu faaliyetlerden birisi de Müdafaa-i Millîye Cemiyeti Hanımlar Heyeti tarafından gerçekleştirilmiştir. Heyet, 8 ve 13 Şubat 1913 tarihlerinde Dârülfünun konferans salonunda kadınların konuşmacı ve dinleyici olarak katıldıkları iki toplantı düzenler. Konuşmacılar arasında Halide Edip, Fatma Aliye, Nigâr Hanım, İhsan Raif gibi meşhur isimler de vardır. Toplantıya 4-5 bin kadın katılır. Salon ağzına kadar dolar. Oldukça muhtevalı ve heyecanlı konuşmalar yapılır. Bunun sonucunda önemli miktarda yardım toplanır. Toplantıda, yapılan konuşmaların kitap halinde yayınlanması kararlaştırılır. Elinizdeki kitapta bu konuşmaların yeni harfle çevirisi verilmiştir.
10
Osmanlı Kadınının Yükselişi (1908 - 1918)
Osmanlı Kadınının Yükselişi (1908 - 1918)
Şefika Kurnaz
Tarih
Meşrutiyet, Cumhuriyet’in laboratuarı.

O günkü tartışma konularını, problemleri ve fikir akımlarını büyük ölçüde Meşrutiyet’ten devr aldık.

Bu nedenle, günümüzü anlamak için, arada bir geçmişe bakmamız gerek.

Türk kadın hakları da Meşrutiyet dönemine çok şey borçlu.

Elinizdeki kitapta, Tanzimat’la başlayan kadın haklarıyla ilgili gelişmelerin Meşrutiyet döneminde kazandığı çok yönlü zenginlik anlatılmakta.

Kadınların eğitimi konusunda atılan adımlar, hukuk alanındaki iyileştirmeler, çalışma hayatındaki gelişmeler, kadın gazete ve dergileri, dernek faaliyetleri, aydınların kadınlarla ilgili görüşleri ve tartışmalar… Bütün bu konulara baktığımız zaman, Meşrutiyet’in Cumhuriyet’e nasıl bir deneyim ve birikim aktardığı açıkça görülüyor.

Elinizdeki çalışmada Meşrutiyet dönemi kadın hareketinin bütün boyutları birinci kaynaklara dayanarak ayrıntılı olarak anlatılmaktadır.
26
Orhun'dan Tuna'ya Uluğ Türkler
Orhun'dan Tuna'ya Uluğ Türkler
Turgut Güler
Tarih
“Târihe yön vermek, bizâtihi târihin içinde olmak ile târih yazmak birbirinden çok uzak mevkîlerde bulunuyorlar. Nitekim, Orta Asya târihinin tamâmında başrol oyunculuğu yapmış Türk milleti, o coğrafyadaki kadîm devirlere âit geçmişini, başta Çin olmak üzere, komşu kavimlerin kayıtlarından öğreniyor. Bilinen ilk yazılı eserlerimiz olan Orhun Âbidelerinin dikiliş ve yazılışı ile Teoman Yabgu’nun yaşadığı dönem arasında yaklaşık 900 yıl var. Bu dokuz asrı, başkalarından okuyarak anlamak gibi bir tuhaf vaziyetteyiz. Türk siyâsî târihinin fecrinde, adı bilinen ilk hükümdâr; Türk milletinin ‘Oğuz Kağan’lık makâmına lâyık gördüğü Mete Hân’ın babası ve Çin Seddi’nin inşâ fikrine mesned teşkîl eden büyük korkunun birinci kaynağı, Teoman Yabgu adında otağ kuran sıfat ve fiillerdir.”
……..
“Anadolu Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykûbâd ile Hârezmşâh Celâleddin’i, yeni bir kardeş kavgasında karşı karşıya getiren Yassıçemen Muhârebesi, Alâeddin’in lehine biterken, Türk târihinin ekmek teknesine ‘Osmanlı’ hamurunu koyup mayalanmaya bırakıyordu. Yarım asır sonra, bu maya tutup da üstüne su serpmek ihtiyâcı duyulduğunda, bakraçların daldırıldığı yer ‘Nîlüfer Çayı’ idi.”
…….
“Ertuğrul Gâzî ile ona omuz veren bir avuç Kayı yiğidi, 1231-1281 arasındaki elli yılı, Söğüt Kışlağı ile Domaniç Yaylası’nın sihirli toprağına, Dünyâ’nın gelmiş-geçmiş en muazzam ve en muhteşem devletinin tohumunu ekerek ve o tohumun yeşermesini bekleyerek geçirdiler.
Önce Kulaca-Hisâr’ın, hemen ardından da Karaca-Hisâr’ın ‘Osman’ca fethi, Bitinia’daki bütün ağızlarda, ‘Osman’lı cümleler kurdurmuştur. Aslında, kurulan, bu cümlelerle birlikte, ‘Osmanlı’dır.”
16
Yenisey Kırgızları
Yenisey Kırgızları
Viktor Butanayev
Irina Butanayeva
Tarih
Yenisey bölgesinde, şaşaalı ve acıklı hadiselerle örülü asırlar boyunca, hükmeden Kırgızları anlatır. Yenisey Kırgızları bugünkü Hakasların ataları olarak tanıtılır. Ömrünü bu konuya vakfetmiş, HAKAS Devlet Üniversitesi Arkeoloji, Etnografya ve Bölgesel Tarih Bölümü başkanı Prof. Dr. Viktor Butanayev'le eşi İrina Butanayeva tarafından hazırlanmıştır. Yayınevimiz Yaşar Gümüş'ün çevirisiyle bu eseri sahasının ilk ve en önemli eseri olarak takdim eder. Kitabın başına yazarı hakkında yazılmış bilimsel bir makale eklenmiştir. Eserde Hakasların tarihî folkloru çok eski zamanlardan beri oluşmuş mahalli varyantlarıyla anlatılır. Kırgızların, Moğollar dönemindeki ve sonrasındaki pek bilinmeyen etnik, politik ve kültürel tarihi aydınlatılır.
20
Avrupa Türkiye'sini Kaybımız / 93 ve Balkan Savaşları - Rumeli'nin Elden Çıkışı
Avrupa Türkiye'sini Kaybımız / 93 ve Balkan Savaşları - Rumeli'nin Elden Çıkışı
Yılmaz Öztuna
Tarih
Bütün tarihimizin en büyük kaybı, Rumeli’ni elden çıkarmamızdır. Tuna ve Adriyatik’ten Meriç çizgisine çekilmemiz, iki safhada oldu: 1877-78 Rus Savaşı ve 1912-13 Balkan Savaşı. Bu iki savaşı da kaybeden Osmanlı Devleti, Rumeli’ni bıraktı ve İm­paratorluğun kanatlarından biri koptu.

Bu küçük kitabımızda, Osmanlı Türkiye’sinin iki trajik dönüm noktası, geniş okuyucu kitlesi için anlatılmıştır. Türk ve Türkiye düşmanlarının ağlarını nasıl uzun vâdede, fakat planla, sabırla ve kararlılıkla ördükleri, İmparatorluk Türkiye’sinin kendisini bu ağlardan nasıl ve niçin kurtaramadığı açıklanmıştır. İhanetler, yetmezlikler, yeteneksizlikler, bazı sahifelerde okuyucuyu bunaltacaktır. Fakat bütün bunlar, tarihimizin ta kendisidir. Bugün için de sonsuz ibret dersleriyle doludur. Anadolu’ya sığınmış bir Türkiye üzerinde ayni planlar düşünülmüş, yürürlüğe konmuştur. 
15
Büyük Osmanlı Tarihi
Büyük Osmanlı Tarihi
Yılmaz Öztuna
Tarih
On ciltten mürekkep olan eserin ilk beş cildi siyasi tarihi, son beş cildi Osmanlı dönemi Türk medeniyeti tarihini içerir. Modern bir tarih anlayışıyla kaleme alınmış ilk büyük Osmanlı Tarihidir. "Doğrusunu söylemek gerekirse bugüne kadar Türk Tarihi daha ne yazılmış ne de değerlendirilmiştir."Türk Tarihi çağdaş tarih ilminin geri kalmış dallarındandır. Bunun sebeplerinden biri, Türklerin çok geniş coğrafya alanlarında yaşamaları, Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanus, Kuzey Buz Denizi ile Hind Okyanusu arasında büyük devletler kurmaları, her milletle çok yakından temasları olmasıdır. Böylece Türk tarihinin kaynakları, çok çeşitli dillerde ve dağınık durumdadır. Türk tarih incelemelerinin geri kalmasının diğer bir önemli sebebi, modern tarihçiliğin ve tarih metodunun Türkiye'de pek yakın bir geçmişinin olmasıdır. Batılı manada tarihçilerimiz geç yetişmiştir ve yetişenler de, Avrupa'daki meslektaşlarının araştırma imkânlarının önemli bir kısmından mahrumdur. "Tarihe içinden bakmak, yani ele alınan devrin şahıslarıyla haşır neşir olmak, devrin toplumunun bütün problemlerini, dünyanın o çağdaki bütün akım ve eğilimlerini bilmek, tarihçi için kâfi değildir. Ele alınan konuya tabir caizse, bir de yüksekten, zirveden bakmak lazımdır. Ancak zirve noktasından çevre üç yüz altmış derecelik bir görüşle görülebilir. Nihayet değer hükümlerinin o çağlara, o çağlardaki insanlığın durumuna göre verilmesi icap eder. Bu ölçüyü bulamayan tarihçi gerçek bir tarihçi değildir. "Bir tarihçinin bilgisi ile irfanını birleştirmesi gerekir. Bilgisinin yanında vicdanı ile de başbaşa olmayan bir tarihçi milletine olduğu kadar insanlığa da ihanet etmiştir. "Bugünü anlamak, gelecek için hazırlanabilmek için, sağlam ve doğru bir tarih bilgisi şarttır. Başarılı ve büyük devlet adamları, iyi tarih bilen adamlardır. Hareket edilen nokta bilinmeksizin, yönelecek hedefi bulmanın imkânı yoktur. Bugün gelişmiş ülke diye anılan ve 160 dünya devleti arasında sayıları hiçbir zaman yirmi, yirmi beşi geçmeyen devletlerde tarih ilmi son derece ilerlemiştir. Bu milletler tarihlerini en ince teferruatına kadar incelemişler, bütün tarih kaynaklarını yayınlamışlar, ilmî eserlerin bile halka mahsus baskılarını yapmışlardır. Netice itibariyle bu milletlerde çok canlı bir tarih şuuru teşekkül etmiştir. Bu milletler sadece kendi tarihlerini değil cihan tarihini de aynı hassasiyet ve dikkatle incelemektedirler. "... Binaenaleyh tarih ilmi, insan cemiyetlerinin hayatında, belki ilk bakışta farkına varılamayan, önemli bir rol oynamaktadır. "Bir milletin tarihini en çok ve layıkıyla o milletin bilginleri inceler. Bu bütün milletler için böyledir. Onun için, Batı'da birçok Türk Tarihi uzmanı olmasına rağmen, asıl büyük iş, Türk tarihçilerine düşmektedir. Büyük Osmanlı Tarihi, "asıl büyük işi tek başına üstlenmiş, kitapları tarihin kendisi tarafından yazılan bir tarihçinin çığır açan eseridir.
320
Türk Tarihinden Portreler
Türk Tarihinden Portreler
Yılmaz Öztuna
Tarih
En yaşlıları Bumin Kağan, en gençleri Turgut Özal olmak üzere kronolojik sıra takip edilerek yazılmıştır. "Tanıttığım şahsiyetlerin hepsinin Türk büyükleri, Türk dâhileri olmadıklarını sevgili okuyucularım hemen fark edeceklerdir. Daha mütevazı çapta büyükler de, Türk'e çok zarar vermiş birkaç kişi de alındı. Ancak çoğunluk, tarihimizin çeşitli alanlardaki dehalarından seçildi. Hiç unutulmasın, tarihin küçükleri de, tarihin büyükleri derecesinde milletlerin hayatını ve geleceğini şiddetle etkilemişlerdir.
19
Tarih Sohbetleri 1
Tarih Sohbetleri 1
Yılmaz Öztuna
Tarih
Biz bir cihan imparatorluğunun varisleriyiz. Geleceğimize dair görüşler ileri sürer, programlar yaparken geçmişteki bu muazzam siyasî ve medenî tecrübelerimizden sonuna kadar istifade etmek bizim en tabiî hakkımızdır. Millet ve devlet olarak misyonumuzu belirlemekte en sağlam ölçüyü de böyle bir tarih şuuru ile getirebiliriz. Bu itibarla aydınlarımızın ve gençlerimizin kendi tarihleri hakkında muhtelif cihetlerden bilgi edinebilecekleri eserlere ihtiyaç duydukları muhakkaktır.
22
Tarih Sohbetleri 2
Tarih Sohbetleri 2
Yılmaz Öztuna
Tarih
Biz bir cihan imparatorluğunun varisleriyiz. Geleceğimize dair görüşler ileri sürer, programlar yaparken geçmişteki bu muazzam siyasî ve medenî tecrübelerimizden sonuna kadar istifade etmek bizim en tabiî hakkımızdır. Millet ve devlet olarak misyonumuzu belirlemekte en sağlam ölçüyü de böyle bir tarih şuuru ile getirebiliriz. Bu itibarla aydınlarımızın ve gençlerimizin kendi tarihleri hakkında muhtelif cihetlerden bilgi edinebilecekleri eserlere ihtiyaç duydukları muhakkaktır.
22,5
Tarih Sohbetleri 3
Tarih Sohbetleri 3
Yılmaz Öztuna
Tarih
Biz bir cihan imparatorluğunun varisleriyiz. Geleceğimize dair görüşler ileri sürer, programlar yaparken geçmişteki bu muazzam siyasî ve medenî tecrübelerimizden sonuna kadar istifade etmek bizim en tabiî hakkımızdır. Millet ve devlet olarak misyonumuzu belirlemekte en sağlam ölçüyü de böyle bir tarih şuuru ile getirebiliriz. Bu itibarla aydınlarımızın ve gençlerimizin kendi tarihleri hakkında muhtelif cihetlerden bilgi edinebilecekleri eserlere ihtiyaç duydukları muhakkaktır.
23
Osmanlı Padişahlarının Hayat Hikayeleri
Osmanlı Padişahlarının Hayat Hikayeleri
Yılmaz Öztuna
Tarih
Yazarın nesiller boyunca ilgiyle okunan klasikleşmiş kitaplarından biridir. On iki Osmanlı hakanı kronolojik sıraya riayet edilerek ve şekil şemaillerinden devlet idarelerine uzanan bir genişlikte resmedilir. Mercek altına aldığı padişahların hayatlarından kesitler alınır, olaylar üzerinden tarihî çerçeve ve dönemin ortamı aksettirilir. Olaylar klasik ve zarif bir dille, konuşmalar yapıldığı çağların aksanıyla yazılır. Yazılmasından itibaren bir çok tiyatro eserine ve filme kaynaklık eden, tarihimizin temel eserlerinden biri...
22
Türk Tarihinden Yapraklar
Türk Tarihinden Yapraklar
Yılmaz Öztuna
Tarih
1968 yılında İstanbul Radyosu'nda yaptığı konuşmalar yazar tarafından derlenmiştir. İlk baskısı Milli Eğitim Bakanlığı'nın 1000 Temel Eser serisinin 11. kitabı olarak 1969 yılında 20.000 adet yapılır ve bir ay dolmadan tükenir. Türk tarihinin farklı veçhelerini kapsayan bir panoramasını verir. Tarih ilminin ne olduğundan başlayarak destanlarımız, devlet idaremiz, zaferlerimiz, denizciliğimiz, musikimiz, kültür-sanat ve cemiyet hayatımız etraflı bir şekilde değerlendirilir. Türk İnkılâbının tarih içindeki menşe'leri verilir. Her konu bir konuşma çerçevesinde tanzim edildiğinden kısa, sarıcı, akıcı ve zevkli bahislerden mürekkeptir.
17,5
Osmanlı Hareminde Üç Haseki Sultan
Osmanlı Hareminde Üç Haseki Sultan
Yılmaz Öztuna
Tarih
Osmanlı tarihine çok farklı bir açıdan, Harem zaviyesinden bakan orijinal bir eser. Tarihimizin bir bölümüne saraylı kadınlar damga vurmuş, dönemlerindeki hadiseler onların adıyla anılır olmuştur. Bunların ileri gelenlerinden üçüdür: Safiye Sultan, Kösem Mahpeyker Sultan, Hatice Turhan Sultan... Kimi müspet, kimi menfi roller oynamış ama her halükârda yaşadıkları dönemi avuçlarının içerisinden seyretmişlerdir. Bu sultanlar acaba nasıl kişilerdir? Hangi özellikleri onları bu payeye yükseltmiştir. Üç Haseki Sultan'ın memleketlerinden ayrılıp saraya gelmelerinden başlayarak ölümlerine kadar olan hikâyeleri. Belgesel niteliğinin yanı sıra akıcı bir roman üslubuyla yazılmıştır.
14
Osmanlı Devleti Tarihi 1
Osmanlı Devleti Tarihi 1
Yılmaz Öztuna
Tarih
Münferit olarak da değerlendirilebilecek Osmanlı tarihinin siyasi kısmını oluşturan ilk cildidir. Bu tarihi yapan kişiler, karakteristik ve tipik taraflarıyla canlı bir şekilde tasvir edilir, ne yapıp ne yapmadıkları, ne olup ne olmadıkları açıkça vurgulanır. Yazarın ele aldığı konu hakkındaki büyük malumatı dolayısıyla bir cilde sığabilecek özlü bir anlatıma sahiptir. Kitaptaki her cümle, bir bilgi yüklenerek kaleme alınır, her gelişme ve olay, geçmişe ve geleceğe, bugüne, hattâ yarına atıflar yaparak anlatılır. Tarih ilmi ile ilgisi bulunmayan klişeleşmiş ideolojik telkinlerden şiddetle kaçınılır. Türk tarihinin en az yüzde ellisini Osmanlı siyasî ve medenî tarihi oluşturur. Osmanlı, Türk'ün 2700 yıldan bu yana yaptıklarının zirvesini ve estetik mükemmelliğini sergiler. Türkiye tarihinin en uzun ve en geniş dönemidir anlayışıyla ve uydurma ve çirkin kelimelere yer vermeyen zengin bir dille yazılmıştır.
40
Osmanlı Devleti Tarihi 2
Osmanlı Devleti Tarihi 2
Yılmaz Öztuna
Tarih
Siyasi Tarihi takip eden bu kitapta Osmanlı Türk İmparatorluğu'nun medeniyet, kültür, san'at, teşrifat ve teşkilât tarihi anlatılır, bir Cihan Devleti'nin nasıl ve hangi kültürle işlediği açıklanır. Yazarın diğer eserlerinde olduğu gibi çağının haricî olaylarıyla paralel bir şekilde ilerler. Dahilî gelişmeler Avrupa ve Dünya Tarihindeki gelişmelerle mukayeseye imkân verecek bir tarzda verilir. Etraflı ve modern bir kritik bibliyografyayı içeren bu cildi okuyanlar bugünkü Türkiye Cumhuriyeti'ni oluşturan kurum, kuruluş, uygulama, örf ve alışkanlıkların Osmanlı dönemindeki köklerini keşfedeceklerdir. Osmanlı döneminde kullanılan kavramlara açıklık getiren ve zevkli üslubuyla okuyucuyu sürükleyen bir eserdir. Ceddimizin nasıl bir ortamda yaşadığını anlamak ve hissetmek için eşsiz bir kaynak...
30
Tanzîmât Paşaları Âlî ve Fuâd Paşalar
Tanzîmât Paşaları Âlî ve Fuâd Paşalar
Yılmaz Öztuna
Tarih
On dokuzuncu yüzyıl bürokrasinin yeni bir yüz kazanarak devlet hayatındaki etkisini artırmaya başladığı bir devredir. Özellikle Tanzimat: paşalar dönemidir ve üç paşalarla birlikte anılır. Bunlardan Mustafa Reşit Paşa cümlenin malumudur. Ya diğer ikisi?.. Âlî Paşa Tanzimat'tan sonra beş defa sadrazamlık, sekiz defa hariciye nazırlığı vazifesine getirildi. Sekiz buçuk yıl sadrâzamlık, on dört buçuk yıl hâriciye nâzırlığı yaptı. Keçeci-zâde Dr. Büyük Mehmed Fud Paşa Tanzimat'ın Reşid ve Âlî Paşalardan sonraki üçüncü adamı idi. Asrının en büyük diplomatlarından biri olarak diplomasi ve yöneticilik sahasında büyük hizmetler verdi. O da Sadrazam ve Hariciye Nazırı olarak memleketi uzun süre yönetti...Tanzimat'ın iki paşasının hikâyesidir.
15
Tarih ve Politika Ansiklopedisi
Tarih ve Politika Ansiklopedisi
Yılmaz Öztuna
Tarih
Bu eserle, ünlü tarihçi Yılmaz Öztuna, tarihî-siyasî olaylarla tarih terimlerini ansiklopedik bir sunum çerçevesinde ortaya koydu. Uzun metinleri okumaktan kaçınanlar, tarih konusunda herhangi bir fikir ve bilgi sahibi olmayanlar; özellikle öğrenciler Tarih ve Politika Ansiklopedisi ile bu eksikliklerini giderebileceklerdir. Bu bir başucu kitabıdır: Sorularınızın ilk cevaplarını alabileceğiniz bir kaynaktır. Sizi doğru yönlendirecek ve doğrulara yönlendirecek; güvenilir bir rehberdir.
50
Kanûnî Sultan Süleyman
Kanûnî Sultan Süleyman
Yılmaz Öztuna
Tarih
Batılıların ısrarla “Muhteşem Süleyman” dediği , “Cihan Hâkanı” bir devlet başkanının, bir imparatorluğu en az kusurla yönetişinin, devlet adamlığında en parlak örnek oluşunun temel sırları nelerdi? Yılmaz Öztuna bu eserinde, Pax Ottomana’yı kuran ve dünyaya Osmanlı düzenini kabul ettiren Sultan Süleyman Hân’ın siyasi ve askerî hayatını, benzerleriyle bile mukayese kabul etmez görülen hükümranlığını, onu “Kanûnî” yapan vasfını, başarılarına yön veren dehâsını anlatıyor. Kanûnî Sultan Süleyman, bu işi tek başına yapmadı. Bütün Türk tarihinde tesadüf edilen en mükemmel ekibi (Fr. équipe formidable) oluşturarak yaptı. Ondaki bu ekip oluşturma dehâsına, başka hiçbir devlet başkanında tesadüf edilmemektedir. Sultan Süleyman, her sahada, askerlikte, denizcilikte, edebiyatta, şiirde, san’atta, yöneticilikte, ilimde en yetenekli kişileri temyiz ve teşhis eder, yükseltir, himaye ve teşvik eder, sahalarında hizmet etmeleri için elinden geleni yapar, onları en çok işe yarayacakları alanlarda kullanırdı. Barbaros Hayreddin Paşa, mimar Koca Sinan, Bakî gibi erişilmez dehâları ortaya çıkaran odur.
15
Tarihçi Gözüyle
Tarihçi Gözüyle
Yılmaz Öztuna
Tarih
“Türk milletinin sömürgeci devletlere karşı verdiği İstiklal Savaşı, diğer milletlere de örnek oldu.”

* * *

“17. yüzyılın asker, yazar ve coğrafyacılarından Orgeneral Kont Luigi Ferdinando Marsigli ilginç anekdotlar veriyor: ‘Avrupalı malını bir Osmanlı limanına getirir. Boşaltır ve parasını alır. Ülke içerilerine taşıyıp satamaz. Osmanlı, bu malları mahirane bir şekilde bütün imparatorluğa dağıtır. Bazı mamullerde Türk işçiliği ile rekabet dahi mümkün değildir.”

* * *

“Padişah adına yayınlanan yasalarda devletin yüce menfaati temel ve esastır. Bununla beraber din, hususiyle İslâm, kutsaldır. Kutsala çarpmadan hukuku düzenlemek hassasiyeti mevcuttur.”

* * *

“Osmanlı devletinde Hristiyan ve Müslümanlar vardı. Musevî, hattâ Budistler, Natüralistler mevcuttu. Yemen’de, Irak’ta, Şîî Müslümanlarımız vardı. Öyle olduğu halde günümüzün sıkıntılarının bir kısmı hiç yoktu.”
18
II. Abdülhamid / Zamanı ve Şahsiyeti
II. Abdülhamid / Zamanı ve Şahsiyeti
Yılmaz Öztuna
Tarih
"Bugün Türkiye'deki tamâma yakın belli başlı devlet kurumları, kuruluşları, mahalli ve özel teşebbüsler, yüksek ve orta okullar, Sultan Abdülhamîd devrinde veya ondan az önceki ve az sonraki yıllarda kurulmuştur. Tamâma yakınında Fransa örneğinin izlendiğini söyleyebilirim. Millet Meclisi, Senato, Anayasa Mahkemesi (Şûrâ-yı Devlet Tanzîmât Dâiresi), siyâsî partiler, siyasal bilgiler ve hukuk fakülteleri, sivil ve artık Fransızca değil Türkçe eğitim yapan tıbbiye, İstanbul dışındaki imparatorluk şehirlerinde yüksek okullar, II. Abdülhamîd devrince (1876 - 1909) gerçeleşti.

Cumhûriyeti, istinâsız, Sultan Hamîd devrinde eğitim gören kuşaklar kurdu. Cumhûriyetin gerçek kurucusu Atatürk, Selânik'te modern ilkokulda, askerî ortaokulda, Manastır'da askerî lisede, İstanbul'da Harb Okulu'nda ve Harb Akademisi'nde okudu. Geniş kültür sâhibi, mükemmel bir asker oldu. Almanya, Avusturya-Macaristan, Fransa,İngiltere, Birleşik Amerika'da daha yüksek kalitede subay yetiştirilmiyordu. Türk subayı, en iyi derecede Türkçe öğrendi. Büyük Nutuk'ta kullanılan inanılması zor zenginlikte bir Türkçe. Yabancı dil öğrendi. Prusya kurmayları le strateji tartışması yapabilen bir kurmay subay olarak yetişti."
20
Bir Darbenin Anatomisi
Bir Darbenin Anatomisi
Yılmaz Öztuna
Tarih
Yılmaz Ötuna bu kitabında 1876 askeri darbesini, Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilmesi ve ölümü olayını bütün detayları ile anatıyor. Bütün o dönemin şahitlerinin ifadelerini naklediyor. 1876 Darbesi, sonradan imparatorluk ve cuhmuriyet Türkiyesi'nde yapılan diğer askerî darbelere örnek oluşturduğu için çok önemlidir.
25
Sultan II. Mahmud
Sultan II. Mahmud
Yılmaz Öztuna
Tarih
Sultan İkinci Mahmud; Orta Afrika ile Orta Avrupa arasında uzanan, hemen bütün eyaletleri tehlike altında bulunan, Türkiye tarihinin en büyük isyanı olan Mehmed Ali Paşa isyanının içinde, ordusunu kendisi lağv ve ilga etmiş, donanması İngiltere-Fransa-Rusya tarafından yakılmış, dağılmak üzere olduğu sanılan Osmanlı İmparatorluğu’na yeni bir hayat verdi. Türkiye’yi, Türkistan ve Kafkasya hâline düşmekten kurtardı. Osmanlı İmparatorlu’nda Batılılaşma hareketlerine büyük bir ivme kazandırdı ve Tanzimat’ı hazırladı. Yılmaz Öztuna, bu çalışmasında, aynı zamanda seçkin bir san’atkâr olan Sultân İkinci Mahmud Han’ın kısa biyografisini ve 31 yıllık saltanat döneminin ana çizgilerini herkesin rahatlıkla okuyabileceği bir üslûpta sunuyor.
12
Osmanlı Tarihi
Osmanlı Tarihi
Ziya Nur Aksun
Tarih
"Ziya Nur bu çalışmasıyla, aynı zamanda Hammer ve Ahmed Cevdet Paşa tarafından yazılan Osmanlı Tarihi'ni tamamlamıştır. Tarihçilik bakımından geçen yüzyılda Ahmed Cevdet Paşa ne ise bu yüzyılda Ziya Nur odur. Mehmed Niyazi "Osmanlı'nın ortaya çıkışı, sonraki gelişme ve etkileriyle, tarihin en büyük olaylarından sayılır. Ona karşı çıkan batı Hıristiyan orduları, haçlı orduları şeklindedir. Buna karşılık, İslam âleminin gözü ve gönlü de Osmanlılarla beraberdir. Hatta Osmanlılar, bu âlemden maddî ve manevi destek almaktadırlar. Yani bütün dünyanın, İslam-doğu ve Hıristiyan-batının gözü ve gönlü, Osmanlıların lehinde ve aleyhinde olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Bu sebeple, Osmanlı Devleti, mahiyeti, icraatı ve fetihleri ile bütün dünyanın dikkatlerini üzerine çekmiştir. "Birkaç nesil içinde bu devlet, İstanbul'u ele geçirerek Roma'nın varisi olmuş, üç yüz yıl, karşı konulmaz ve tarihte hiç görülmemiş, benzeri olmayan bir askerî kudret olarak yaşamıştır. Bu arada, Yavuz Sultan Selim ile, İslam liderliği, yani Hilafet dahi, Osmanlı Hanedanı'na emanet edilmiştir. Böylece Osmanlı Padişahları, Sultan-ı İklîm-i Rûm, Halife-i Müslimîn ve Hakan-ı Berreyn ve Bahreyn olarak koskoca bir cihana hükmetmişlerdir."Osmanlı Devleti, kudret itibariyle bugüne kadar tarihin kaydettiği en büyük devlettir. Bu açıdan, Roma'dan da, İngiltere İmparatorluğu'ndan da çok üstündür. Hükmettiği toprakların büyüklüğü bakımından ise, Cengizoğulları Devleti'nden sonra gelmektedir. Kudretinin büyüklüğü, bu kudretin tarih içindeki devamı ve devletin idare ettiği kavimler bakımından görünüşü ile bunların hiç birisiyle kıyaslanamayacak kadar azim bir kuruluş mahiyetinde...."Osmanlı Devleti, dünyada hiçbir kuvvet tarafından değiştirilemeyen ezelî ve ebedî hukuk prensiplerine bağlıdır. Başta Hanedan olmak üzere, bütün insanların devlete bir can borcu vardır. Bu borcu hükümdarlar dâhil bütün tebaa tereddütsüz ödüyorlar. Osmanlı tarihinde, padişahların, vezirlerin ve devlet adamlarının tavır ve hareketlerinin hayranlık uyandırmaması mümkün değildir. Onlar, devletle o kadar haşır neşir olmuşlar, onu o kadar mukaddes görmüşlerdir ki, onların bu hallerini ancak tasavvuftaki "fenâ fillah tabirine benzeyen "fena fi'd-devlet ve millet tabiriyle izah etmek mümkündür. Devlete ne kadar canla başla hizmet ederlerse, o yolda ne kadar fedakârlık ederlerse, ilahî rızaya o kadar fazla nâil olacaklarına inanıyorlardı."Eski Osmanlı düzeni ve eğitimi, toplumun en aşağısında da olsa, üstün yetenekleri daima yukarıya, en yukarıya iten bir mekanizmaya sahiptir. Böyle bir toplumda halk ve yöneticiler çelişkisi zaten olamaz, sınıf çelişkisi ise görülmemektedir. Aristokrasi Osmanlı'ya tamamen yabancıdır. Hânedanı için bile aristokrattır demek mümkün değildir."Şu açıktır ki Tuna'dan Yemen'e, Cezayir'den Bosna'ya kadar uzanan sahada sükûnu ve huzuru temin eden bir kavmin ve idarenin yokluğu kendisini hissettirmektedir. Tarihçinin dediği vakit gelmiş, Avrupa, Asya ve Afrika'daki Osmanlı'dan 20'ye yakın küçük devlet çıkmıştır. 50-60 yıldan beri dünya, bu devletin parça
200
Enver Paşa ve Sarıkamış Harekâtı
Enver Paşa ve Sarıkamış Harekâtı
Ziya Nur Aksun
Tarih
Enver Paşa ve Sarıkamış Harekâtı, Sarıkamış harekâtının 90'ıncı yılı münâsebetiyle yapılan yayınlara katkı için hazırlanmıştır. Birinci Dünya Savaşının başlaması ve bizim savaşa katılmamız farklı yönleriyle incelenir. Osmanlı savaşta tarafsız kalmayı başarabilir miydi, savaşa katılmamız sınır tanımayan bir maceraperestliğin eseri midir gibi sorular özellikle işin başındakilerin ve yakın çevresindekilerin ifadeleriyle açıklanır. Harbiye Nâzırı oluşu, I. Cihan Harbine girişimizdeki rolü, Alman etkisi... Enver Paşa ile ilgili ithamların gerçeği yansıtıp yansıtmadığı ilmî bir zihniyetle ve tarafsız bir bakış açısıyla tartışılır. Kafkas cephesinin açılışı ve Sarıkamış harekâtı sebep ve neticeleri ile izah edilir. Esere Nevzat Kösoğlu'nun Enver Paşa hakkındaki kısa bir değerlendirmesi eklenmiştir.
14
İSLÂM TARİHİ 1
İSLÂM TARİHİ 1
Ziya Nur Aksun
Tarih
İlk baskısı 1974'de, ikinci baskısı ise 1982'de yapılan eseri yayınevimiz yeniden ele alarak üç cilt halinde yayınlamıştır. Filibeli Ahmed Hilmi ile Ziya Nur Aksun'un takriben yarım asır ara ile ama neredeyse müştereken denilebilecek tarzda kaleme aldıkları bir eserdir. Ziya Nur, Filibeli Şehbender-zade Ahmet Hilmi'nin İslam Tarihi'ni sadeleştirerek, geniş bir şekilde şerh ederek ve gerekli gördüğü ilaveleri yaparak adeta yeniden yazmış ve neşretmiştir. Esere Filibeli hakkında geniş tetkike dayanan bir biyografi eklemiştir. Usul bakımından emsallerinden farklı olduğu gibi, dinî-siyasi cereyanlar bugünkü nesillerin sorularına cevap verecek bir bilgi özet ve muhakeme tarzıyla tebarüz ettirilir. Kitabın dokusunu millî ve dinî şuur, "dinimizin ve milletimizin bin dört yüz yıllık genetik sarmalı oluşturur. "Hikemî bir eserdir; modern çağlara şahsiyetli bir yönelişi sağlamak gibi yüksek bir gâye ile kaleme alınmıştır. İslam Tarihi, hakikat arayıcılığını ilim ve imanın özü olarak değerlendirenlerin baş tâcı edecekleri cinsten bir eserdir. İslam tarihini felsefe müderrisi Ahmed Hilmi ile, "fenâ fi'd-devle mertebesine erişmiş Ziya Nur'un üslûbundan okumak müstesnâ bir lezzettir.İslam Tarihi 1 (Dinî Düşünce ve İslâm (Doğuşu, Yayılışı, İlk Halifeler, İlk İhtilâflar, Emevîler ve Abbâsîler) Yeni tasnife göre eserin ilk cildidir. Girişte tarih, felsefe, fen, din kavramları izah edilir, bu kavramların birbirleriyle ilişkileri incelenir. İslam tarihi bu girişin üzerine inşa edilir. Peygamberimizin doğumundan evvelki ortam tasvir edilir. Peygamberimizin doğumu, görevlendirilmesi, hicreti, miracı ve ebedî âleme irtihali bahis bahis anlatılır. İslam'la alakalı çağımızda dahi tartışma konusu olan kavramlar aydınlatılır. Eser, İslâm Tarihi'nin ilk devirlerindeki ihtilâfları cesurca ele alır; en kritik konuları, tarih ve İslâmî ilimlerin tenkit süzgecinden geçirerek irdeler. Bu cilt dört halifeler döneminden başlayarak Emevi ve Abbasî dönemleriyle sona erer. İslam'ın Endülüs ve Afrika'daki görüntülerine de yer verilmiştir.
28
İSLÂM TARİHİ 2
İSLÂM TARİHİ 2
Ziya Nur Aksun
Tarih
İlk baskısı 1974'de, ikinci baskısı ise 1982'de yapılan eseri yayınevimiz yeniden ele alarak üç cilt halinde yayınlamıştır. Filibeli Ahmed Hilmi ile Ziya Nur Aksun'un takriben yarım asır ara ile ama neredeyse müştereken denilebilecek tarzda kaleme aldıkları bir eserdir. Ziya Nur, Filibeli Şehbender-zade Ahmet Hilmi'nin İslam Tarihi'ni sadeleştirerek, geniş bir şekilde şerh ederek ve gerekli gördüğü ilaveleri yaparak adeta yeniden yazmış ve neşretmiştir. Esere Filibeli hakkında geniş tetkike dayanan bir biyografi eklemiştir. Usul bakımından emsallerinden farklı olduğu gibi, dinî-siyasi cereyanlar bugünkü nesillerin sorularına cevap verecek bir bilgi özet ve muhakeme tarzıyla tebarüz ettirilir. Kitabın dokusunu millî ve dinî şuur, "dinimizin ve milletimizin bin dört yüz yıllık genetik sarmalı oluşturur. "Hikemî bir eserdir; modern çağlara şahsiyetli bir yönelişi sağlamak gibi yüksek bir gâye ile kaleme alınmıştır. İslam Tarihi, hakikat arayıcılığını ilim ve imanın özü olarak değerlendirenlerin baş tâcı edecekleri cinsten bir eserdir. İslam tarihini felsefe müderrisi Ahmed Hilmi ile, "fenâ fi'd-devle mertebesine erişmiş Ziya Nur'un üslûbundan okumak müstesnâ bir lezzettir. İslam Tarihi 2 [Türkler ve İslâm (Selçuklular, Haçlı Seferleri, Moğollar ve Sonrası)]Daima ihmal edilmiş olan bir konuyu, Türklerin İslâm tarihindeki rollerini, klâsik İslâm tarihinin devamı olarak ele alıp yirminci yüzyıla kadar getiren cilttir. Türklerin İslam'la tanışmalarından başlar, Anadolu Selçukluların nihayetine kadar anlatır. Moğolların da İslam'la ilişkileri incelenir, Hülagu Handan, Ebu Said Han'a ve sonrasına kadar hükümdarların devirleri başlıklar halinde değerlendirilir. İtikat ve amel mezheplerinin doğru olanlarına değinilir. Çoğu Türklere has yapılar olan tarikatlar incelenir. Haçlı seferlerine ayrı bir bahis ayrılmıştır. Müslümanların gerilemesine ve yirminci yüzyılın başlarındaki durumuna özel bir önem verilmiştir.
23
İSLÂM TARİHİ 3
İSLÂM TARİHİ 3
Ziya Nur Aksun
Tarih
İlk baskısı 1974'de, ikinci baskısı ise 1982'de yapılan eseri yayınevimiz yeniden ele alarak üç cilt halinde yayınlamıştır. Filibeli Ahmed Hilmi ile Ziya Nur Aksun'un takriben yarım asır ara ile ama neredeyse müştereken denilebilecek tarzda kaleme aldıkları bir eserdir. Ziya Nur, Filibeli Şehbender-zade Ahmet Hilmi'nin İslam Tarihi'ni sadeleştirerek, geniş bir şekilde şerh ederek ve gerekli gördüğü ilaveleri yaparak adeta yeniden yazmış ve neşretmiştir. Esere Filibeli hakkında geniş tetkike dayanan bir biyografi eklemiştir. Usul bakımından emsallerinden farklı olduğu gibi, dinî-siyasi cereyanlar bugünkü nesillerin sorularına cevap verecek bir bilgi özet ve muhakeme tarzıyla tebarüz ettirilir. Kitabın dokusunu millî ve dinî şuur, "dinimizin ve milletimizin bin dört yüz yıllık genetik sarmalı oluşturur. "Hikemî bir eserdir; modern çağlara şahsiyetli bir yönelişi sağlamak gibi yüksek bir gâye ile kaleme alınmıştır. İslam Tarihi, hakikat arayıcılığını ilim ve imanın özü olarak değerlendirenlerin baş tâcı edecekleri cinsten bir eserdir. İslam tarihini felsefe müderrisi Ahmed Hilmi ile, "fenâ fi'd-devle mertebesine erişmiş Ziya Nur'un üslûbundan okumak müstesnâ bir lezzettir.İslam Tarihi 3 (Osmanlı Padişahları ve 20. Yüzyılda İslâm Dünyası)İslam Tarihi'nin bir cüzü olduğu kadar müstakil bir Osmanlı Tarihi hüviyeti de gösterir. Cildin üçte ikisini teşkil eden ilk bölümde Osmanlı Padişahlarının hepsi teker teker ele alınır ve İslam'a hizmetleri anlatılır. Bazı mütalaalar başlığı altındaki ikinci bölüm hem kitabın farklı bir bakış açısıyla yeniden tahlili hem de İslam'ın günümüzdeki mevkiinin geniş bir değerlendirmesidir. İslam ve Rusya Müslümanları, çağdaş fikir akımları ve petrol gibi güncel konular da değerlendirmeye dahil edilmiştir.
17,5
Darbe Kurbanı Abdülaziz Han
Darbe Kurbanı Abdülaziz Han
Ziya Nur Aksun
Tarih
Abdülazîz Han, İmparatorluğumuzun yükselmeyi hedefleyen son pâdişahıdır; ondan sonrakiler, hep çökerken bir şeyler kurtarmak gayretinde olmuşlardır. Sultan Azîz zamanı, yeniliklerde kökümüze bağlı bir kurumlaşma yolu izlenen dönemdir: Mecelle onun zamanında hazırlanmağa başlamıştır. Modern müesseseler, bakanlıklar, ticaret ve sanayi alanındaki birçok teşkilatlanmalar onun zamanında yapılmıştır. Ordunun modernize edilmesi, donanmanın dünyanın ikinci büyük deniz gücü haline gelmesi onun işlerindendir. Eğitimde bugün halen devam eden birçok modern kuruluş onun zamanında başlatılmıştır. Abdülazîz Han, geleneksel yapımızla modernleşme arasındaki uyumun yollarını sezmiş, göstermiş ve halkın çok büyük sevgi ve takdirini kazanarak bu işleri başarmıştır... Amma uğursuz bir darbe onu tahtından indirmiş, cinayete kurban etmiştir. Tarihimizde gördüğümüz şudur: İçeride darbe girişimleri ve heveslileri varsa, mutlaka bunun dışarıdan da kışkırtıcıları, yönlendiricileri, destekleyicileri vardır. Darbe heveslilerinin safdillikleri, iyi niyetli olmaları bunu değiştirmez... İşte bu kitapta Sultan Azîz Han'a yapılan darbeyi, ardından gelen darbeleri, sonunda Yıldız'da kurulan mahkemenin seyrini ve kararlarını da okuyacaksınız. Bu ibret alınacak dönemi, gerçekten "fenâfi'd-devle olmuş çağdaş bir "Osmanlı münevveri olan Ziya Nur Aksun'un değerlendirmeleri ile düşünmek okuyucuya çok şey kazandıracaktır...
26
II. Abdülhamid Han
II. Abdülhamid Han
Ziya Nur Aksun
Tarih
D'İSRAELI: "Abdülhamid ne sefîh, ne müstebid, ne mutaassıp, ne de müfsid bir adam değil, âdil ve memleketini seven bir hükümdardı.

HUNTINGTON: "Bosfor'da oturan ihtiyar tilki, dünya çapında bir siyasî idi.

İNGİLİZ SEFÎRİ O'CONNOR: "Avrupa'da barışı koruyan adamdır.

LAMOUCHE: "Hodbin olmakla beraber zekî, kurnaz ve gâyet çalışkandı.

JOAN HASLIP: "O asla câni ve zâlim değildi; târih bir gün onun, dâima milletinin saâdeti için çalıştığını yazacaktır.

İNGİLİZ SEFÎRİ LAYARD: "Çok sevimli, iyi niyetli, doğru sözlü, nâzik ve insanî duygularla mücehhez, tebaasının hayrı için elinden gelen her şeyi zevkle yapmaya hazır bir kimse olarak görünüyordu.

FRANSIZ ELÇİSİ BOMPARD: "Sultan Abdülhamid Han, kendisiyle oynanılır bir padişah değildir. Zamanında Avrupa'da onun kadar dış siyasete aşina bir diplomat yoktu...Büyük feraset sahibi bir diplomat olduğundan, politika işlerini tehlikeli yerlerden geçmeyerek idare ederdi.

LORD FICHER: "Üç sene süren Akdeniz Filosu amiralliğim esnasında iki şahsiyete tesadüf etmiştim: Sultan II. Abdülhamid ve Papa XIII. Leon... Şahsen II. Abdülhamid'e karşı derin bir hürmetim vardır. Hâlbuki bizim sefîrimiz, benim görüşüme katılmıyordu. Bu gibi işleri kavranmış olanlar, Abdülhamid'in bütün Avrupa'nın en usta ve hızlı düşünen diplomatlarından olduğuna hükmetmekte gecikmez.

Bu kitap onun 34 yıla yaklaşan hükümdarlığının tenkitli tarihidir.
52
Dört Muzdarip Padişah
Dört Muzdarip Padişah
Ziya Nur Aksun
Tarih
Bu kitap, Devlet-i Aliyye’nin; yani “Yüce Devlet”in yıldızının kararmağa başladığı dönemlerin (1789-1861 döneminin) trajik tarihidir. Izdıraplar, krizler, kayıplar, alçalışlar, çırpınışlar ve yalakalıkların dozunu gittikçe artırarak sürüp gittiği, geçmişteki kişilikli, vakur ve kendine has büyüklük ve yiğitliklerin azalarak nadirleştiği; ıslahat, yenileşme, taklit ve değişim adına yapılan şuursuzca icraatların devlet yöneticilerini bulaşıcı hastalık gibi sardığı, kendi ordumuzu topa tuttuğumuz, fakat “Yüce Devlet”i de devrin siyasi güçlerinin oyuncağı durumuna düşürmeğe başladığımız dönemin iniş-çıkışlarını gençlerimize ve entelektüel çevrelere anlatmak endişesiyle kaleme alınmış bir tarihtir. Bugün, İmparatorluğumuzun bünyesinden 200 yıl içinde neredeyse 20 devlet koparılıp sahneye konulduğu halde, 780 bin kilometrekareye sığıştırıldığımız şu vatan parçasında bile varlığımızı sürdürmekte zorlandığımızı farketmiyoruz! Hâlbuki önümüze “problem” diye getirilen hemen her konu III. Se-lim’den beri, hemen hemen aynı şeylerdir; getirenler de hemen hemen aynı siyasi mahfillerdir; niyetleri de, sunuş tarzları da hemen hemen aynıdır; pro-paganda tarzlarında bile fark yoktur; sadece terminoloji, kavramlar, kullanı-lan dil yeni dildir, yeni terimlerdir, yeni kelimelerdir… Üstad tarihçi Ziya Nur Aksun bunu görmüş, yeni nesillere bunu göstermek istemiş ve kendi vicdanı, idraki ve kavrayışıyla nesilleri ikaz etmek ve aydınlatmak için tarihini yazmıştır. Biz de onun yazdıklarını, bugünkü nesil için anlaşılır kıldık…
33
Cihan Padişahı Muhteşem Süleyman
Cihan Padişahı Muhteşem Süleyman
Ziya Nur Aksun
Tarih
Cihan Padişahı Sultan Süleyman Han Gazi… Yarım yüzyıla damgasını vuran Türk hükümdarı… Aynı anda Akdeniz’de Birleşik Haçlı donanmasına meydan okurken, doğuda Hind Denizinde donanma gezdiren, Orta Avrupa’da Almanya içlerine akınlar yapan ve İran cephesinde zaferler kazanan; adalet ve disipliniyle halkların ve farklı din mensuplarının güvenliğini sağlayan, düzenlettirdiği kanunlarla büstü çağımızda Vaşington’daki galeride teşhir edilen “hukuk adamı” hükümdar… "Türk asrı” denilen 16. Yüzyıl’da, dünyanın ikinci büyük gücü Safevî Türkmen devleti, üçüncü büyük gücü olan Hindistan’da Babürlüler (Türk-Moğol) devleti, Orta Asya’da Şeybanîler (Özbek Türk) devleti ile birlikte Türk milletinin ve İslam dünyasının gururu… Yüksek ideallerle Yüce Devlet’i yönetmek suretiyle, toplumları himaye altında tutarak devleti insanların saadetine zemin hazırlayacak bir kudret konumuna getirmek için ömrünü harcayan büyük bir devlet başkanı… Hükümdarlığının dörtte birlik süresini seferlerde, çadırda ve at sırtında bu yüce idealle tüketen bir devlet “velî”si… Bir kale dibinde can veren şehîd hakan! Avrupalıların gözünde ise “Muhteşem” Süleyman! İşte, Cihan Padişahı’nın hikâyesi…
13
Beylik'ten Cihan İmparatorluğu'na
Beylik'ten Cihan İmparatorluğu'na
Ziya Nur Aksun
Tarih
Bu kitap, Âşıkpaşaoğlu tadında yazılmış çağdaş bir Osmanlı kuruluş tarihidir. Osmanlı, uç beyliklerinden biri iken, Osman Gazi’nin Selçuklu Sultanı’ndan aldığı bir fermanla, 1289’dan itibaren devlet olma yoluna girdi. Rüyalarla, destanî motiflerle, kahramanlıklarla, fetihlerle, fedakârlık, sadakat, adalet ve yüce ülkülerle şuurlarda ve gönüllerde bir “devlet telakkisi” oluştura oluştura siyasî hükümranlığının sınırlarını gönüllerden ülkelere doğru genişletti; zamanla Karadeniz’i, Kızıldeniz’i tıpkı Marmara ve Azak gibi Türk Gölü haline getirdi. Tuna’yı, Nil’i, Dicle ve Fırat’ı hemen hemen Türk suları olarak türkülerine bile kattı. Ortasına kadar Avrupa’da yerleşti; Kafkaslara dayandı; Mezopotamya, Arabistan derken Yemen’de Hint Okyanusu sahillerinde durdu; Ekvator’un güneyine indi, Atlantik kıyılarına ulaşıp Kuzey Afrika2da hükümranlığını sürdürdü ve dünya yüzyıllarca Türk kudretinin atmosferini teneffüs etti… Bu bir destandır: Beylikten zirveye tırmanışın, Devlet-i Aliye yani “Yüce Devlet” oluşun destanıdır. Ziya Nur Aksun, olaylarda objektif, değerlendirmelerde -elbette- subjektif, yani Türk gibi ve Türk’e göre düşünüp yorumlayarak bu destanî tarihi yazmıştır. Tarih, şuur kazandırmak maksadıyla yazılı; topluma bir kanaat telkin etmeyen, bir bakış açısı kazandırmayan tarih, kuru bir kronolojik sıralamadan ibarettir ve hiçbir fayda sağlamaz. Ancak, olayları yalansız dolansız, objektif olarak ele alıp değerlendirmek ve yorumunu ona göre yapmak, subjektif fakat doğru bir eylemdir. Doğru tarih ve faydalı tarihçilik budur. İşte bu kitap, okunması kolay, tarih şuuru ve “devlet anlayışı” kazandıran bir metin olarak okuyucuya sunulmaktadır.
22
Zirvedeki Sultanlar
Zirvedeki Sultanlar
Ziya Nur Aksun
Tarih
Kanunî'den sonra 51 yıl süren dört padişahın hükümdarlık dönemini bu kitapta ele aldık. Görülecektir ki, Kanunî'den sonraki yarım asır da, Yüce Devlet'e yeni ülkelerin ve krallıkların katıldığı, büyük fetihler ve zaferlerle süsülenmiş bir dönemdir ve devletin başındaki padişahlarımız "Cihan Padişahı olarak nitelenmektedir. Tarih övünmek için değil, ileriye doğru atılmak maksadıyla yaya gibi gerilmek içindir; nesillere ruh vermek, nesilleri geçmişteki zaferler kazandıran ruhla doldurarak istikbale hazırlamak içindir. Tarih, geçmişteki yüksek hasletlerin ve niteliklerin kaybedildiği veya nesillerin gaflete kapıldığı durumlarda, toplumların başına ne gibi felaketlerin musallat olduğunu anlamak içindir. Şuur ve uyanıklık millî benliğin, millî kimliğin temel niteliklerinden olması gerekir. Bunu da insanlara kazandıracak şey, tarihtir... Elinizdeki kitabın maksadı da budur...
18
Son Cihan Padişahları
Son Cihan Padişahları
Ziya Nur Aksun
Tarih
I. Mustafa - II. Osman - IV. Murad - I. İbrahim - IV. MehmedBu kitapta Cihan İmparatorluğu olarak varlığını yaklaşık 20 milyon kilometrekarelik bir coğrafya üzerinde sürdürmekte olan Devlet-i Aliyye(Yüce Devlet)in 17. yüzyılı kaplayan 86 yıllık 8 padişah dönemi ele alınmaktadır. Görülecektir ki, hâlâ Yüce Devlet hükmünü yürütmektedir. Devlet, tabiî sınırlarını çok aşmış, dünyanın uzak köşelerinde asayişi sağlamak ve ülkeleri zapt-ü rabta bağlamak için ordular sevk etmekte, donanmalar yüzdürmektedir. Batı Avrupaya sıkışan Hristiyan dünyası ise keşiflerle ele geçirilen sömürgelerin servet ve zenginlikleriyle güç kazanmaktadır.Rusya ise, Orta Asyaya doğru Osmanlıyı kollayarak ilerlemesini sürdürmektedir. Bunların Papa önderliğinde ittifak ederek Osmanlı üzerine çullanmaları, Osmanlı devlet adamlarının zaaflarından faydalanmaları, asrın sonunda 16 yıllık bir savaşı tarih sahnesine çıkarmıştır ki, Yüce Devlet, her türlü zaafa, sıkıntıya katlanarak, denizlerde ve karalarda aynı anda birkaç cephede, devletler ittifakıyla savaşmak zorunda kalmış, fakat bu ölümcül mücadelenin sonunda zirvedeki konumunu yitirmeğe başlamıştır. Hammer bu savaşların Türk korkusunu Avrupa muhayyilesinden kaldırdığını, onların yenilebilecekleri ve ellerinden toprak alınabileceği hususunu mümkün gösterdiğini yazar. Bu savaşlar 6 cephede, denizlerde ve karalarda Avrupa devletleri ittifakına karşı, Yüce Devletçe tek başına yürütülmüştür ki, büyük bir kudret örneğidir ve tarihte emsali yoktur. Velhasıl Türkleri kıtadan atmak gayesiyle harekete geçen Avrupa ile 6 cephede yapılan muharebeler, toprak kayıplarımıza rağmen durdurulmuş; Hristiyan tasavvurlarının imkânsız olduğu ortaya konmuştur... Bu kitap Osmanlının son cihan hükümdarları ve dönemleri hakkındaki kanaatlerimizi düzeltecektir...
26
Osmanlı'nın Zirvede Kalma Mücadelesi
Osmanlı'nın Zirvede Kalma Mücadelesi
Ziya Nur Aksun
Tarih
Bu kitap, Osmanlının 1703-1789 yılları arasındaki 86 yıllık iniş-çıkışlarının hikâyesidir. İbretle okunması gereken bir devirdir. Bir Cihan İmparatorluğunun yıkılış serüveninin başlamasına kadar geçen bir asra yakın bu dönemi her bakımdan araştırmak millî tarih şuuru açısından çok önemlidir. Dikkat edilmelidir ki, Osmanlının çekildiği yerlerde kurulan devletler, adı devlet bile olsa, devlet kudreti taşımayan, başka bir büyük devletin hegemonyası hizmetinde ve güdümünde olan küçük, aciz ve zayıf kuruluşlardır. İslâm dünyası noktasından da vaziyet aynıdır. Osmanlı Devletinin dünyanın en büyük ve kudretli devleti olmaktan çıkışı, bu âlemin bugüne kadar uzayan serencamını hazırlamıştır. Müslüman-Hıristiyan milyonlarca insan, çeşitli kavim ve mezhep mensupları, cihanşümul Osmanlı kudretinin zaafa uğramasıyla derinden sarsılmışlar; bugüne kadar daima birbirini takip eden zincirleme felâketlerle karşılaşmışlardır. Dünyadaki, bilhassa Avrupa dengesindeki köklü değişiklik de bu zamandan itibaren başlamıştır. Yani Osmanlının bıraktığı boşlukta bir takım zavallı siyasi oluşumlar türemiş, istiklal kazandığını zanneden bu oluşumlar, kendi halkları ve dünya siyaseti için birer huzursuzluk kaynağı olmağa devam etmektedir... Tarih şuuru kazanmak derken, bu siyasi boşluğun görülmesini ve vaktiyle buraları yöneten gücün kudret kaynaklarının anlaşılmasını kasdediyoruz.
17,5